Ana içeriğe atla

İntikam Alıyor

Türk sinemasında son yılların en tutarlı filmlerini yaparak zirvedeki yerini koruyan Müjde Ar’ın sanat pojitikası tıpkı Başbakan Turgut Özal’ın karma ekonomisine döndü. İktidara geldikten ve hükümet programını kabul ettirdikten sonra zenginden alıp fakiri de zenginleştirmekten söz eden Turgut Özal gibi Müjde Ar'da yıllardır yaşamını sürdürdüğü zenginler çevresinde tanık olduğu dejenere olayları filmlerine konu edip sanatında daha büyük alkış toplamaya başladı. Şu günlerde sinemalarda gösterilen “İyi Aile Kadını” filminde genç kızlığında yaşadığı utanç verici çılgınlıkların faturasını evlenip sade bir yaşamı sürdürürken ağır ödeyen zengin bir sosyetik kadını canlandıran Müjde Ar ''dejenere sosyete"nin bütün iç yüzünü sergiliyor. İzmir ve İstanbul’da hayli tutulan “İyi Aile Kadını” filminden sonra yeni çevirdiği filminde de yine sosyete içinde sıfırdan zengin olan bir kadının maceralarını işliyor Müjde Ar. Çevireceği filmlerin öykülerini bizzat hikayeci ve senaristlerle birlikte kendisi hazırlayan Müjde Ar’ın bu yeni sanat politikası ise geçmişte yaşadığı gönül serüvenlerinden kalan birikimlere bağlanıyor. Birkaç yıl öncesine kadar sosyetenin zengin playboylarının evlenme tekliflerine cevap verip vermemekte kararsızlık gösterirken aynı erkeklerin başkalarıyla evlenmelerine içerleyen Müjde Ar, işte o yıllarda yaşadığı çevrenin bütün çirkinliklerini şimdi şimdi sergileyerek adeta intikam alıyor...
BİNDİĞİ DALI MI KESİYOR?

Müjde Ar’ın birkaç yıl öncesine kadar içine girdiği sosyete yaşamını bilenler, bugün aynı çevreden daha küçük bir toplulukla dostluk ilişkilerini hala sürdüğünü de biliyor. Hatta bu çevreden ticari ilişkiler kurduğu kişilerin varlığı da yakınları tarafından belirtiliyor. Böyle bir çevreye sahip olan güzel yıldızın yeni filmlerinde yaşadığı, tanık olduğu olayları öykü haline getirip beyazperdeye yansıtması ise bindiği dalı kestiğine yorumlanıyor. Oysa Müjde Ar sosyeteyi hedef alan son iki filminde hiçbir topluluğu rezil etmek düşüncesiyle hareket etmediğini açıklayarak yaşadığı çevrede dejenere zenginlerin utanç verici çılgınlıklarının etkisi altında kaldığından dolayı böyle senaryolara “evet’ dediğini dile getiriyor; Kamera karşısında senaryonun gereği olan her türlü sahneyi rahatlıkla çekebildiği için yapımcıların film yapmaya can attığı Müjde Ar’ın bu yeni sanat politikası bakalım ne zamana kadar sürecek?..(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...