POLİSE
DERT ANLATIYOR — Kabataş araba vapuru iskelesinde trafik polisinin
gözü, 1957 modeli Chevrolet'nin direksiyonundaki sakallı, delik
şapkalı şahsa hemen takılmıştı. Koştu ve onu yakaladı. İşin
aksiliği, Sadri Alışık filmde giyeceği kostümleri sırtına
geçirirken, otomobil ile ilgili bütün evrakı evinde unutmuştu.
Polisten kurtulana kadar epey dil döktü.
HILTON'UN
BAHÇESİNDE İstanbul'un bu lüks oteline girenler, aynı yolda
ilerliyen «garip tipi» görünce, ona ters ters bakıyorlardı.
Geç
kaldığı sete yetişebilmek için makiyajını evde yapıp acele
ile sokağa fırlamıştı. O gün bu Turist Ömer kıyafeti yüzünden
Sadri Alışık'ın başına gelmiyen kalmadı. Kabataş iskelesinde
otomobil hırsızı diye yakalanma tehlikesi geçirmişti, hemen
sonra Hilton'un barından ve Divan'ın pastahanesinden « Serseri»
zannı ile kovulacak oldu...
SADRİ
Alışık o gün «Turist Ömer» filmini çevirmek için evinde
makiyajını yapmış, arkası delik fötrünü giymiş, buruşuk
pantolonuyla, yağlı gömleğini sırtına geçirmişti. Yırtık
pabuçlarını da ayağına çekince kılık kıyafeti tamamlanmıştı.
Bir Salem sigarası yaktı, karısı Çolpan İlhan'ın yanağına
bir veda busesi kondurup aşağı indi. Yeni tamirden çıkmış
arabasına atladı. Film seti Anadolu yakasında bir köşkteydi.
Oraya gitmek üzere Kabataş araba vapuru iskelesine geldi. Otomobil
kuyruğunda bir yer bulup sıraya girdi. Hem sigarasını içiyor,
hem de düşünüyordu. Kendi kılık kıyafetinin farkında değildi.
İskelenin iri- yarı trafik polisi, karşıda siyah tabela üzerine
asılmış «çalınan otomobiller» listesini hatırladı. Zira, bu
kılıksız, «serseri» nin böyle lüks bir arabanın
direksiyonunda ne işi olabilirdi. Şoföre de benzemiyordu. Polis
tedbiri elden bırakmamalı... Defterini açtı. Trafiği bir yana
bırakmış, boyna sayfaları karıştırıyor, çalınmış
otomobillerin özelliklerini gözden geçiriyordu. Bu Chevrolet
onlardan hiçbirine uymuyordu. Ama bu henüz işlenmiş bir hırsızlık
olabilirdi. Hemen Sadri'nin yanına yürüdü. «Hüviyetinizi
görebilir miyim?» dedi. Sesinde hiç inanmıyan, «Hah yakaladım»
diyen bir eda vardı. Sadri şaşırdı: «Beni tanımadın mı ağbi.
Ben aktör Sad...» diyecekti, lift yarıda kaldı: «Aktörlük
yapmaya kalkma... Ben hüviyet ve ehliyet istiyorum, o kadar... Fazla
lafa lüzum yok...» Sadri kızardı, sarardı, terledi: «Şey ağbi,
cebimde yok... Bu benim rol elbisem... Ceketi evde bıraktım... Yahu
ben Turist Ömer'im... Onun kıyafetine girdim. Beylerbeyine sete
gidiyorum...» Polis büsbütün kızdı: «Yahu, biz sana ehliyet
diyoruz, sen masal anlatıyorsun! Çabuk arabadan in... Zabıt
tutacağız...» Sadri çırpınıyor, derdini anlatamıyordu: «Valla
ben Sadri Alışık'ım ağbi... Sen benim böyle giyindiğime
bakma... Billahi bu araba benim... Ama, cüzdan evde kaldı. Baksana
ceketim yok...» Etrafta toplananlardan biri: «Dalga geçmesene.
Ceketin yok, ama otomobilin var!... Yürrrüüüü!» Alaylar
başlamıştı. Bereket versin biri ortaya çıktı:
«Durun
yahu» dedi, «Bu adam makiyaj yapmış. Bal gibi Sadri Alışık...
Ben şahidim...» Bunu duyanlar arasında şahitler gittikçe arttı.
Sonunda polis inandı, özür diledi, Sadri: «Zarar yok ağbi... Ben
de senin yerinde olsam aynı şeyi yapardım.» dedi. Arabayı çekti,
gitti. Ama sinirleri bozulmuştu. Bu asap bozukluğu içinde nasıl
olsa çalışamam, önce gidip Hilton'un havuzunda dinleneyim. Bir
viski yuvarlar, kendime gelirim, dedi. Arabayı bir kenara parketti.
Otelin bahçesinden içeri doğru yürüdü. Daha kapıda üniformalı
kapıcı yakasına yapıştı. Bir zamanlar «kravatı var mı?»
diye Türk müşterilerinin yakasına bakarlardı. Oysa Sadri'nin
kravatı değil, hiçbir şeyi yoktu. Bu bir serseriydi. «Oğlum,
yanlış geldin, burası Kemeraltı değil!» diyerek biçareyi yaka
paça dışarı attılar. Ama, Sadri kızdı: «Yahu ben aktör
Sadri'yim. Buraya rol kıyafetimle geldim. Maskeli balo olsa
alırsınız da beni nasıl almazsınız?» diyerek diretti. Sonunda
müdür muavini araya girdi: «Özür dilerim, sizin meşhur ve
zengin bir aktör olduğunuzu tanıyamadılar. O kadar güzel makiyaj
yapmışsınız ki... Tebrik ederim. Buyurun,» dedi. Bu defa Sadri
içeri kollarını kabartarak girdi. Ama, otelin müşterileri ona
acayip acayip bakıyordu. Havuza doğru gitti. Merdivenlerden aşağı
indi. Genç garsonlar onu hemen tanıdılar. Fakat yabancı
turistler, kadın müşteriler onu «sahici serseri» sanıp
korktular. Hele beyaz siyah mayolu bir ecnebi kadın korkusundan
havuza düştü. Sadri: «Burada da iş yok» diyerek dışarı
çıktı. Arabasının yanına geldi. Tam anahtariyle kapıyı
açıyordu ki «Dur» diye birisi gürledi. Bu araba muhafızı, yani
«kahya» ydı. Sadri arabanın sahibi olduğunu anlatana kadar gene
epey «şahit» aradı. Geçerken Divan Oteline uğradı. Bu defa
muziplik yapmak istemişti. Pastahanenin önünde oturdu, zengin
hanımefendiler, kibar «bayanlar» burun kıvırdı, iğrendi. Orada
da duramadı. Berbere girmek istedi. Yanındaki müşteri «Bu
serserileri böyle lüks berberler nasıl içeri alıyor. Bu dükkanın
da kalitesi düştü» diyerek koltuktan fırladı. Sadri dönerken
söyleniyordu: «Yahu amma dert oldu başıma, bu Turist Ömer
kılığı!... Bir daha böyle gezersem tövbeler olsun!»...(diğer
haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder