Ana içeriğe atla

En Büyük Müjde Başka Büyük Yok

Müjde Ar sinemaya girdiği zamandan beri verdiği büyük savaşını kazandı “Şalvar Davası”, “Aile Kadını” ve “Güneşin Tutulduğu Gün” filmleriyle bir sinema sezonu içinde sinema yazarları ve eleştirmenleri tarafından her üçünde de “En İyi Kadın Oyuncu” seçilmesi, sinemamızda ender görülen bir olay olduğu kadar, Müjde Ar’ın da “En büyük” olduğunun güzel bir kanıtıydı.
Yirmi yıla yakın uzun bir dönem, star kadınlar seyirci gözünde hep “pirü-pak” kadın olarak yer almayı amaçlamışlar. Bu amaç doğrultusunda da oyuncu olmayı unutmuşlar. Dolayısıyla Türk filmlerinin kadın kahramanları cinselliği olmayan bir takım garip kadın tiplerine dönüşmüşler. Bu aldatmacanın seyirci olarak karşısındayım. Onun için oyunculuğa başladığım şu sıralarda daha önceki dönem kadın oyuncuların getirdiği anlamsız kuralları yıkmayı amaçlıyorum...”
Evet, Müjde Ar sinemaya ilk geldiği günler böylesine büyük, iddialı laflar etmişti. Ancak sinemadaki star sisteminin kurallarını altüst edip, yepyeni bir dönemi başlatmak Yeşilçam’da bir anlamda göle maya çalmaktı. Ve Müjde Ar’ın bu sözlerine bıyık altından gülüp geçenler çoğunluktaydı. Zira bu reforma kimse inanmıyordu... Fakat kelimenin tam anlamıyla MüjdeAr’ın sözleri bir anlamda büyük bir savaşın sinyalleriydi. Bu savaşın sonucunda ya kurallar yıkılacaktı ya da Müjde Ar...
Aradan geçen yıllar içinde Müjde Ar çevirdiği filmlerle zirveye otururken, aynı zamanda da imkansız gibi görünen reformu gerçekleştirdi. Savaşı kazandı. Ve onun savaşını kazanmasıyla birlikte tüm sinema kuralları altüst olup, yıkılmaz gibi görünen sistem kuran diğer büyük starlar da Müjde Ar’ın yolunu izlemeye başladılar. Soyundular, yatağa girdiler, öpüştüler. Gerçekten bu büyük bir olaydı. Bu olayın kahramanı Müjde Ar ise haklı olarak şunları söylüyordu: “Türk sinemasında benimle birlikte yeni bir dönem başladı. Benim çıplaklıktan anladığım erotizmdir. Salt çıplaklık başka şeydir. Sinemadaki erotizm bir beceri işidir ve çok zordur...”
Zor olanı başaran Müjde Ar daha sonra feminist yaklaşımlar içine girerek bu türde filmler çevirdi. Önce “Şalvar Davası”, ardından “Aile Kadını” ve daha sonra da “Güneşin Tutulduğu Gün”deki her şeyden önce güçlü oyunculuğu, dozu kaçırmadan ortaya koyduğu erotizm ve feminist yaklaşımlarıyla da geçtiğimiz hafta içinde ülkemezin önde gelen sinema yazarları ve eleştirmenleri tarafından oy birliği ile “En İyi Kadın Oyuncu” seçildi. Aldığı bu ödül onun sinemada yaptığı reformun en güzel kanıtı olduğu gibi bir başka şeyi daha vurguluyordu. Müjde Ar’ın 1983-1984 sinema sezonunda arka arkaya yaptığı üç filminde de en iyi oyuncu seçilmesi, aynı sezon içinde en büyük başarıya sahip olması, sinema tarihinde ender rastlanan olaylardan biriydi. Bir başka nokta da Müjde Ar'ın, bu filmlerde soyunmasına öpüşmesine ve yatağa girmesine rağmen ve sinemaya küsen kadın seyirciyi geri döndürerek filmlerinin iş garantisini de sağlamasıydı. İşte onun için “en büyük Müjde’dir ve diğer starları büyük farkla solladığı için ondan başka büyük yoktur sinemada” diyor yapımcı ve işletmeciler...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...