Ana içeriğe atla

Erkeklerin Direksiyonu Bende

Adı birçok aşk macerasına karışan ve erkekleri iyi tanıyan Nihal Arda, onları kendi istekleri
doğrultusunda hareket ettirmeyi de maşallah çok iyi beceriyor... Sanatçının, aşk panoramasına bir baktığımızda onun erkekleri neden arabaya benzettiğini anlamak hiç de zor değil...
Tarihten yapraklar çevirdiğimizde Rusya’dan, Fransa’dan, Osmanlı'dan başlamak üzere kadınların erkekler üzerindeki etkinliklerini görürüz. Bu hep böyle olmuştur.
20. yüzyılda da kadın-erkek eşitliği kavram olmaktan çıktı... Her ne kadar Batılı feministler kadınları savunup, bunun için de yaygaralar koparıyorlarsa da, kadından canı yanan erkeklerin söylediği “Şeytan varken, Allah neden kadını yarattı” sözüne hak vermemek elde değil...
Belki erkeklerin erkekliği tutup, bu sözlere kızacaklardır ama bizim sanat dünyasındaki hatunların erkekleri nasıl yönlendirdikleri de gün gibi açık... Ve toplumun daha bir gözü önünde oldukları için de bu yönlenme ister istemez kamuoyuna yansıyor... Alın işte Nihal Arda’yı...
Adı sürekli aşk maceralarına karışan Nihal Arda “Erkekleri bir arabaya benzetiyorum. Benim hayatıma giren erkekler, nereye çevirirsem oraya gitmişlerdir. Yani direksiyonun benim elimdedir” diyor...
İsterseniz son günlerin çok tutulan ismi Nihal Arda’nın aşk panoramasına bir göz atalım da bu sözlerinde haklı mı, yoksa haksız mı olduğuna siz karar verin...
Arda’nın ilk büyük ve uzun aşkı İlhan Yenilmez’di... Hatta ilk ayrılığın ardından tüm şartlarını kabul ettiği için gazinocu sevgilisiyle yenide barışmıştı Arda. Bu şartlarda gazinosunun yarısı, lüks bir ev ve araba vardı ki, İlhan Yenilmez bunların çoğunu yaptı. Ardından Müslüm Toprak, Nihal Arda’nın bir dediğini iki etmedi ve onun bütün istekleri ağzından çıkan kanunmuş gibi uyguladı. Nihal Arda’nın canı bir Avrupa seyahati istedi. Bu kez devrede Süha Özgermi vardı...
Ona Avrupa’yı gezdirdi... Rahmetli zengin ve de çapkın işadamı Ergin Erdi bile bu kadar tecrübesine rağmen, Nihal Arda’nın istekleri doğrultusunda hareket ettiği için onunla beraber olabildi...
Yine İzmirli zengin işadamı Yiğit Kayhan, Arda için bütün servetini ayaklarının altına sermeye hazırdı... Bütün bu olaylar hep yazıldı, çizildi... Çünkü erkekleri peşinde koşturan Nihal Arda, onları istediği gibi yönlendirip, pekala tüm isteklerine sahip olabiliyordu...
Hal böyle olunca da Arda’nın erkekleri bir arabaya benzetmesi doğal değil mi?... Biniyor üstüne, açıyor kontak anahtarını ve direksiyonu nereye çevirirse araba kuzu kuzu gidiyor... Onu varmak istediği yerlere, sahip olmak istediği şeylere götürüyor. Bıkınca da iniyor...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....