Ana içeriğe atla

İbrahim Tatlıses 35 Yaş İsyanı


5.Sur ve Karpuz Festivali nedeniyle geçtiğimiz hafta içinde Diyarbakır’a giden İbrahim Tatlıses unutamayacağı bir gün yaşadı. Ünlü Ozan Cahit Sıtkı Tarancı’nın müze haline getirilmiş evini ziyaret eden Tatlıses, “35 Yaş” şiirini okuduktan sonra da isyan etmeye başladı...
Diyarbakır taşlarıyla özel olarak örülmüş 150 yıllık duvarların ortasında duran heybetli evde ünlü Ozan Cahit Sıtkı Tarancı’nın anılarını yansıtan eşyaları ile dolu odaları, Kültür ve Tanıtma Bakanlığı tarafından müze haline çevrilmiş korunuyor. Hayranlık uyandıran bu evde bir oda var ki bu odaya girenler uzun süre içinden çıkamıyor. Ünlü Ozan’ın kalemleri kağıtları, çalışmaları ve duvarları kaplayan şiirleriyle resimleri arasında evin heybetinden sıyrılıp Cahit Sıtkı Tarancı ile bütünleşiveriyorlar...
İşte geçtiğimiz hafta içinde düzenlenen Diyarbakır 5.Sur ve Karpuz Festivali’ne geçen yıl olduğu gibi bu yıl da katılan ve Diyarbakırlılara neşeli dakikalar yaşatan İbrahim Tatlıses’de unutamadığı bir gün geçirdi bu şirin kentte. Çocukluğundan beri hayranı olduğu Cahit Sıtkı Tarancı’nın evini ziyaret eden ünlü türkücü Ozan’ın özel odasına girdiği zaman uzun bir süre dışarı çıkamadı. Tatlıses Tarancı’nın şiirlerini tek tek okudu ve resimlerini inceledi. Ama bir şiir vardı ki onun önünden neredeyse bir saat kadar ayrılamadı. Bu dillere destan olmuş “35 Yaş” şiiriydi. Defalarca her bir satırını okuyarak sindire sindire dizelerin derinliğine ulaştı...
Yaş otuz beş yolun yarısı eder
Dante gibi ortasındayız ömrün
Delikanlı çağımızdaki cevher
Yalvarmak yakarmak nafile bugün
Gözünün yaşına bakmadan gider...”
Ve devam etti okumaya
Bir namazlık saltanatın olacak
Taht misali o musalla taşında...”
diye son dizesine kadar... Ardından da isyan etmeye başladı kendi kendine İbrahim Tatlıses. “Hey gidi Cahit Ağa hey. Hangi otuzbeş yaş? Hangi yolun yarısı? Sen kırkaltı yaşında amansız hastalığınla aramızdan ayrıldın. Otuzbeş yaş mıymış yolun yarısı? Ben otuz dört yılda tam bir ömür yaşadım. Bittim. tükendim, öldüm, dirildim, yine yaşadım. Her bir sözün doğru her bir sözün altın da bana göre hesabın yanlış Cahit Ağa, hesabın...”
Evet İbrahim Tatlıses, Diyarbakır’daki Cahit Sıtkı Tarancı’nın evinde o gün kendini yargılar gibiydi. Bir inşaat işçişiyken karısı dahil her kadının kendisini görmediği zamanlardan. Anadolu’nun adeta taptığı bir türkücü olmasına şan şöhret, para sahibi olmasına, kulislerin önünde biriken kadınlardan, yaşamının akışını etkileyen kadınlara değin dopdolu yaşamı bir bir “35 Yaş” aracılığıyla gözlerinin önünden geçti Tatlıses’in...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...