Ana içeriğe atla

Sahnede Para Aşkta Karavana

Sezer Güvenirgil'in on parmağında on marifet olduğunu bilmeyen yoktur sanırız. Bugüne kadar ekrana blnblr yüzle çıkan Sezer Güvenirgil sıradan bir digl değil çünkü. Usta bir terzi, aşçı, mükemmel bir ev kadını güzel sanatlara meraklı amatör bir dekoratör, şarkıcı, şair... Kısaca yok yok sanatçıda... Ama gelin görün ki, özel yaşamında son derece şanssız. Aradığı mutluluğu bulamayan Güvenirgil sanatındaki başarılı çıkışlarına karşılık hala mutlu bir yuva kuramamanın hasretini çekiyor artık...
Mutsuz bir evlilik sonrası sonucu olmayan aşklara pek inanmayan şarkıcı bu yüzden kendini sahne ve plak çalışmalarına vermiş hatta geçen yaz da İbrahim Tatlıses'in teklifini kabul ederek sinemaya bile dönmüştü. Geçenlerde de şansını denemek için ilk kez ava çıkan Sezer Güvenirgil kılık kıyafeti ye de takımlarıyla kırk yıllık avcı gibiydi. O gün bir kuş avlayamadığı takdirde bir daha evlenemeyeceğine inanan Sezer Güvenirgil bir yandan gözünü yükseklerden ayırmaksızın bir yandan da yaşamının en yürekli itirafını yaptı:
''Herkes beni iyi bir gönül avcısı sanıyor. Oysa mutlu olacağıma inandığım bir erkekle öylesine evlenmek istiyorum ki. Bu kısmet karşıma henüz çıkmadığı için de kendimi işe veriyorum. İstanbul İçinde veya dışında demeden dolaşıyorum. Her ne kadar aşkta karavana atsam da sahnede bol para var. Allah'a şükür kendime bir ev daha almak İstiyorum. Bütün varlığım da bu ve ne olursa gençlikte oluyor. Zaten sürekli yalnız göründüğüm için hep yakıştırmalar yapıyorlar. Film çevirirken de İbrahim Tatlıses'i yakıştırmışlardı. Allah'tan film bitti, dedikodular da sona erdi. Sabredin biraz siz de tanık olacaksınız. Eğer bugün bir kuş avlayabilirsem mutlak ikinci kez evleneceğime inanacağım.
Evet, gerçekten evlenmek istiyordu Sezer Güvenirgil. Ne isteğinden olsa gerek inancının boşa çıkmaması için de birkaç kilometre yürüdü. Gözünü yükseklerden, ağaçların dallarından ayırmadı. Akşamın alaca karanlığı çöktüğü zaman üşüdü. Biraz daha bekledi. Daha çok üşüdü. Ellerini kenetleyerek, ''Zaten yıllardır kalbim üşüyor, şimdi üşümesi önemli değil'' dedi ve arabasına yöneldi. Aklından evlilik düşü yine çıkmıştı. Atla karşısına çıkacak güçlü aşığın hayali ise çoktan kaybolmuştu. ''Yine karavanaaa!'' diyerek bağırdı. ''Eğer hedeften vurduğumu görmek isterseniz gelin stüdyoya, Eurovision elemelerine Coşkun Demir'le birlikte katılıyoruz. Çok iddialıyız bu yıl. Bakarsınız yüzümüz güler. Ne de olsa aşkta kaybeden Eurovision Şarkı Yarışması'nda kazanırmış.''...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...