Gönül Yazar... Türk sanat aleminin en renkli kişilerinden biri... Küçücük yaşında atıldığı sanat aleminde, sesiyle, giyimiyle olduğu kadar aşkları ile de ilgi çekmiş... Aşklar derken yanlış anlaşılmasın. Gönül Yazar hayatı boyunca hep gerçek aşkı aramış, kendi tabiri ile sırılsıklam aşık olmanın zevkini yaşamış...
«Aşksız bir
beraberliğe asla dayanamam. Seveceğim erkek kişilik sahibi olmalı,
yakışıklı olmalı, beni gerçekten sevmeli. Tek taraflı sevgi
dayanılmaz bir şey ve ben uzun süreceğine inanmıyorum» diyor.
Gönül
Yazar, hep evlenip, evinin kadını olmayı düşlemiş bir insan...
Onun sahnedeki rahatlığını, kazancını görenler buna inanmak
istemiyorlar. Ama sanatçı hep ev kadını olmak istemiş, kader onu
sanat dünyasının tepesinde tutmuş.
«Taş Bebek» diye de
ünlü Gönül Yazar'ın eline beş yıldır Vural Öger'den
başkasının eli değmiyor. Gazete haberlerini, kendisi hakkında
yazılanları telaşla okuyan bir kadın haline gelmiş sanatçı...
Eğer asılsız bir haber çıkarsa omuz silkemiyor. Sevdiği erkek
üzülür diye içi titriyor... Uzun bir süre basından kaçar hale
gelmiş... Sırf yakaladığı mutluluğu kaybetmesin diye.
Sonra yazın sıcak,
bir gününde İstanbul’un büyük bir otelinde tenis oynamaya
giden Gönül Yazar, Vural Öger'e yeniden rastlamış. Ve aralarında
meydana gelen bir akım, ikisini birbirine aşık edivermiş...
«Ben içki içmekten
pek zevk almam. Et yemediğim gibi içkiden de uzak dururum. Ama
arada bir arkadaş hatırı için içki içtiğimden sarhoşluğun ne
olduğunu da az çok bilirim. Vural'ı o gün görünce de öyle
oldu. Önce selamlaştık. Tenis kıyafeti içinde son derece
yakışıklıydı. Bir köşede dostlan ile sohbet ediyordu. Ağzında
pipo vardı. Daha önce tanıştığımız için bana selam verdi ve
yanıma gelip, hatırımı sordu. Birden beni tatlı bir duygu
sarıverdi. Başım dönüyordu. Ama sarhoşluğa benzeyen bir
dönüştü bu. Sonsuza kadar sürse diye düşündüm. Tenis
oynayacağımı söyleyip, yanından uzaklaştım... Aman Tanrım, o
utanma nedir bilmeyen, salonu dolduran binlerce kişinin ortasında
espri yapıp, şarkı söyleyen ben, mahcup olduğumu hissediyordum.
Yürürken arkamdan baktığını farkettim. Ayaklarım birbirine
dolaşıyordu. Ve o gün hayatımın en kötü servislerini attım...
Maçtan sonra başımı çevirdim ve Vural'ın orada olup olmadığına
baktım. Yoktu... Dünya başıma yıkılmış gibi geldi. Üzüntümden
gözyaşları boşalıyordu. Bu adama bir anda aşık olmuştum. Eve
gidip yatağa kapandım ve hayallere daldım... Yine evlilik
hayalleri kurmaya başlamıştım. Zaten ben hep böyle olurdum. Aşık
olmak demek, kedi gibi erkeğine sığınıp, onun kanatları altında
yaşamak demekti benim için. Tam bir saat hayaller içinde yaşadım
ve onun hakkında bildiklerimi hatırlamaya çalıştım. Fakat
Vural'la birçok defa karşılaşmama karşılık hakkında çok az
şey biliyordum. Çünkü o günden önce bu erkek nedense büyük
ölçüde ilgimi çekmemişti.
«Kapım çalınıp
yanıma yardımcım geldi ve akşam davetli olduğum yemeği
hatırlattı. Ama o ruh durumu içinde bir yemeğe katılamazdım.
Gidemeyeceğimi telefonla bildirdim. Hastayım dedim... Gerçekten de
kendimi hasta gibi hissediyordum. Gitmedim. Gece yarısı kapının
çaldığını duydum. O gece davette bulunan arkadaşlarımın beni
görmeye geldiklerini söyledi yardımcım... Gecelikle yanlarına
çıkmak istemedim. Zaten uyumuyordum. Üstüme hafif bir şey alıp,
aşağı indim. Bir de ne göreyim... Vural yanlarında. O da merak
etmiş ve beni ziyarete gelmişler. Ben saç, baş darmadağın,
makyajsız bir halde aşık olduğum erkeğin karşısındaydım...
insanın başına bundan daha kötü bir şey gelemez herhalde...
«Bir yıl sürekli
izledikten sonra bir günde aşık olduğum erkeği daha iyi bir
şartta karşılamak ve onu etkilemek isterdim. Ama duruma bakın ki
en beklemediğim anda karşıma çıkmıştı. İyi olduğumu görünce
kalktılar. Vural elimi biraz uzun sıktı. Gözlerindeki endişe,
benim aşkımı üç misli artırdı. Ben sevdiğim erkeğin şefkatli
olmasını isteyen kadınlardandım...»...(diğer haberler için
aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder