''Ben
Uzakdoğu'nun esrarıyla yoğrulmuşum. Müziğinden yaşam
felsefelerine kadar içimde hissediyorum Hindistan'ı, Pakistan'ı....
Yaşadığım yerlerden binlerce kilometre uzakta olmasına rağmen
ruhum oralarda. Sanki ikinci kez doğmuşum ben burada....''Üstündeki
sarı kıyafeti burnunda halkası alnında büyülü taşları ile
Seyyal Taner'i bilmem anımsadınızmı aylar öncesinde. Sürekli
Uzakdoğu’nun esrarlı havasını yansıtan kılık kıyafetleri ve
sahne gösterileri ile yediden yetmişe herkesin aklında böyle bir
Seyyal Taner yer etmişti.Oysa geçen goriler de uzun bir aradan
senra bul üştüğümüz Taner'de büyük bir değişiklik vardı.
Güney sahillerinde yaptığı tatilden sonra oldukça dinlenmiş,
zinde görünen sanatçı tam bir İspanyol dilberini anımsatıyordu.
Akdeniz güneşinde bronzlaşmış tenini saran fosfor sarısı ve
yeşili İspanyol giysisiyle çalan flamingo müziğinin hızlı
ritmine kendini kaptırıyordu zaman zaman. Bu değişikliğin
sebebini öğrenmeye niyetlenirken çocuksu bir sevinçle bağırmaya
başladı.''İspanya'ya gidiyorum. Akdeniz'in sıcak müzikli
diyarına. Farkım var mı İspanyol güzellerinden...''İçi içine
sığmıyordu sanki. Onu sevindiren olayın yeni bir tatil olacağını
düşünürken sözlerimiz bir kez daha içimizde kaldı
''İspanya'dan teklif geldi. Beni burada seyreden
bir İspanyol televizyon programı yapımcısı Eylül ayında
ülkesine davet ederek programında yer almamı teklif ediyor. Benim
için öyle sevindirici bir olay ki... Şimdiden kendimi hazırlamaya
başladım. Biliyorsunuz İspanya Televizyonu kadar müziğe,
showlara yer veren bir televizyon yok Avrupa'da. Bu yüzden de kendi
ülkelerindeki sanatçılann dışında dün? yanın dört bir
yanından İspanya'ya gelen yabancı şarkıcılan hemen televizyona
çıkartırlar. Üstelik bizim buradaki gibi değil üstüne para
vererek. Ama bana gelen teklif bizzat bir istek oluyor. İnanın çok
sevinçliyim. Allah bir mani çıkarmazsa sonbaharda İspanya'yı
fethedecek bir sanatçınızla konuşuyorsunuz şu anda... Oleee!''
Almanya, Fransa, İngiltere, Belçika gibi Avrupa ülkelerinden sonra
İspanya'da da bir Türk sanatçısı olarak şarkı söylemekmiş,
Seyyal Taner'i değiştiren. Ve de Uzakdoğu'nun havasındaki esrar
perdesini kaldırıp ateşli bir ruha sahip olduğunu gösteren...
İnşallah bu sevinç kursağında kalmaz!..(diğer haberler için
aşağıdaki linke tıklayın)
Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...
Yorumlar
Yorum Gönder