Ana içeriğe atla

Mehmet Ali Erbil'e Ölüm Tehdidi


  • Sinirleri iyice yıpranan Mehmet Ali Erbil’in en büyük desteği, kötü anlarını paylaşarak ona güven veren eşi Nergis Kumbasar. Kendisini bu olayın zerrece etkilemediğini söyleyen Kumbasar, çevrelerindeki gerçek dostlarının da konunun lafını bile etmediğini ifade ediyor. Mehmet Ali Erbil ise Nergis gibi bir eşe sahip olduğum için dünyanın en şanslı erkeğiyim” diyor.
  • Çocuk konusunda Mehmet Ali Erbil'e karşılık Nergis Kumbasar, vaktin erken olduğunu belirtiyor. Sanatçı çift, Yeşilçam’dan gelen film teklifleri için de “ancak beraber olursak fakat TV çekimleri için her zaman varız” diyorlar.

İnanın eve halen daha tehdit telefonları geliyor” derken oldukça sinirli Mehmet Ali Erbil. Bu sözlerinin bir suç duyurusu olduğunun da altını çiziyor bu arada... İki yıl süren “tecavüz davası”ndan beraat etmesine, adalet önünde suçsuzluğunu kanıtlamasına rağmen kendisine tecavüz ettiği iddiasıyla onu mahkemeye veren İzmirli Samra Sökmen’in ailesinin, “Bu işin peşini bırakmayız. Seni öldüreceğiz” diye sürekli telefon etmelerinden bıkmış.
Çok zor ve stresli günler yaşadım, daha doğrusu yaşadık...” diyor, onu sessizce kahvesini yudumlayarak dinleyen beş aylık eşi Nergis Kumbasar’a sevgiyle bakarak;
İbrahim Tatlıses ile birlikte bir düğünde tanıdık bu kızı. Evinden kaçmak için bizi alet olarak kullandı. Faturasını da bana çıkardı... Daha önce Tolga Han’ın dans grubuna girebilmek için evden kaçmış. Yaklaşık bir yıldır da Komik Kabare’de dans ediyor. Kısa yoldan şöhret olmak için bu yolu denedi... İşin acı yanı ne biliyor musunuz? Böyle bir suçlama ile mahkemeye verildiğimde, neredeyse Turgut Özal’dan sonra konuşulan ikinci konu bu oldu gazetelerin gündeminde... Kaç kere bu konuyla haber konusu edildim. Oysa beraat kararımla Hürriyet Gazetesi dışında kimse ilgilenmedi.”
Mehmet Ali Erbil ile ilgili bir namus davası söz konusuyken, onunla nikah defterine imza atan Nergis Kumbasar’a dönüyoruz bu kez. Onu ne derece etkiledi bu olay? Çevresinden onu engellemeye kalkan oldu mu? Öyle ya, o da Erbil kadar kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim.
Beni hiç etkilemedi” diyor hiç düşünmeden Kumbasar, “Çevremdeki gerçek dostlarım da ciddiye almadılar bu olayı. Ne benim olduğum ortamda konuştular, ne de ben yokken konuşulduğunu duydum. Başkalarının ne düşünüp ne söyledikleri de zaten umurumda değil. Önemli olan birbirimize güvenimiz ve sevgimiz. Ben de sanat dünyası ile içiçe olduğum için bu tür olaylara yabancı değilim.”
HAMİLE MİSİN KOCACIĞIM?”
Genç çifti üzen bu konuyu bırakıp, ileriye dönük projelerine yöneliyoruz. Yılbaşı sonrası iki haftalık bir program için Adana’ya gideceğini söylüyor Mehmet Ail Erbil. Nergis Kumbasar’da dört günlük bir defile için Bursa’ya gidecek. Birlikte kamera karşısına geçebilecekleri bir film önerisi gelirse düşünecekler. Nergis Kumbasar, eşinin rol almadığı bir film söz konusu olursa Yeşilçam’ı kesinlikle düşünmüyor ama TV’ye her zaman açık kapı bırakıyor. Mehmet Ali Erbil ise TRT’nin bu kadar kötü bir dönem yaşamadığı kanısında. Birer birer yayından kaldırılan kaliteli programlar olduğunu zaten bunların bugünün TRT’sine lüks sayıldığını söylüyor.
Peki, birinci beş yıllık kalkınma programlarında aileye yeni bir fert düşünülüyor mu? Bu soruya ilk atlayan Mehmet Ali Erbil oluyor: “Evet, tabii, istiyoruz.” Sonra ona şaşkın şaşkın bakan Nergis Kumbasar’a dönüyor: “Değil mi karıcığım?”, onun yanıtı ise bir kahkaha seline yol açıyor; “Hamile misin kocacığım?”
Anlaşılan Nergis Kumbasar vaktin henüz çok erken olduğunu düşünüyor. Biraz da dünya halinden endişe ediyor:
Bakın nasıl dünyada yaşıyoruz. İnsan çocuğuna iyi bir gelecek düşlüyor. Eğer ortam böyle bozulmaya devam edecekse neden bir bebek dünyaya getireyim ki? Ama yine de bu fikre çok karşı değilim doğrusu...”
Evliliklerinin üzerinden beş ayın geçtiğini şöyle bir parmak hesabı ile buluyorlar. “Ne kadar çabuk geçti...” diye hayretlerini dile getiriyorlar. Evde her işin sorumluluğu Nergis Kumbasar’da. “Benim elimden pek iş gelmez” diyen Mehmet Ali Erbil işin kolayını bulmuş. Birkaç kere mutfağı dağıtmış ve oradan da azat edilmiş anlaşılan.
Ben evde olmasam, kendisine yemek ısıtmaya bile üşenir. Aslında tembelliğini itiraf etmekten kaçınıyor.”
Mehmet Ali Erbil ise bunun tembellik değil de fazla el becerisi olmamasına bağlıyor.
Galiba birazdan küçük çaplı bir tartışmaya neden olacağız deyip konuyu tadında bırakmayı yeğliyoruz...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...