KİLOMETRE
ibresinin kaça vurduğunu bilmiyoruz ama, arabanın tekerlekleri
olanca hızıyla dönüyor. Önümüzde uzun bir asfalt, sağ
tarafımızda güneşin son ışıklarını bıraktığı bir deniz
ve biz nereye gittiğimizi bilmeden dolaşıp duruyoruz.
Buick
marka koyu gri arabanın direksiyonunda meşhur bir yıldız var.
İsmi, Türk sinemasında Türkan Şoray ve Hülya Koçyiğit'den
sonra. Mine Mutlu’yla birlikte söylenen Sema Özcan... Oradan,
buradan konuşup, mevzu yaratmaya çalışırken, etrafımızdaki
mekan birden bulanıklaşıyor ve bir yakın maziyi yaşamaya
başlıyoruz.
Bundan
dört yıl önce Kenterler'de bir oyun sahneye konmuştu: «Pembe
Kadın». Bu oyunun büyük ilgi görmesi, üç yüz gün devamlı
afişte kalması bir yana, piyeste. Yıldız Kenter, Erol Günaydın
ve Şükran Güngör gibi «usta» oyuncuların yanısıra bir yıldız
daha parlıyordu. Bir gün gelip de, Yeşilçam'ın kurnaz
prodüktörleri genç kabiliyeti tiyatro dünyasından çalıp
sinemaya kaçırdıkları zaman, Sema'yı daha birçok oyunda
alkışlamaya hazırlanan eller yana düştü.
Sema Özcan,
beyazperdede de üç yüz günlük oyununun başarısını devam
ettirdi. Ettirmemesi için de hiç bir sebep yoktu; zira, sinemaya
geçerken fiziğinin yanında bir miras daha getirmişti. Oyun gücü.
Yeşilçam’a kolayca adapte oluverdi ve ilk sıraları rahatlıkla
işgal etti.
Sert bir fren sesi bizi
yıllar öncesinden zamanımıza getirdi. Sirkeci'nin trafik akımına
girmiştik. Dura kalka ilerlerken, ne zamandır dudaklarımızın
ucunda duran soruyu soruyoruz Sema Özcan'a:
«Tiyatro,» diyoruz.
«Tiyatro dünyasına dönmek istiyor musunuz?»
Trafik
o kadar sıkışık ki, bize cevap vermek için başını çeviremiyor
bile.
-
«Bir gün gelecek tiyatroya döneceğim. Fakat inanır mısınız,
şu anda ne yapmak istediğimi düşünemiyecek kadar meşgülüm.»
Kendisini
tanıyan ve «Nasılsın Sema Abla?» diye bağıran şoföre el
salladıktan Sonra devam ediyor:
-
«Fakat tiyatroya döneceğim bir gerçek. Hem de bana ait olan bir
tiyatroya döneceğim.
-
«Yani kendi adınıza tiyatro mu açacaksınız?»
- «Evet. Her şey
aslına döner. Bir gün ben de, çok sevdiğim sinemaya elveda
deyip, kendi tiyatromu kuracağım. Ondan sonra varsa tiyatro, yoksa
tiyatro...»
-
«Peki, zaman belli mi?»
-
«Hayır, o belli değil işte... Sinemada daha yapacaklarım
bitmedi. Üstelik, tiyatro kurmak sadece paraya dayanan bir iş
değil. İnsanın her bakımdan hazırlıklı olması lazım.
Tiyatromun her bakımdan mükemmel olmasını istiyorum. Bütün
isteğim bu, idealim bu benim!»
Konuşmalarımız
Maçka parkında, ufak parke taşlarının üzerinde, salıncakların,
kaydırakların, bankların arasında dolaşırken devam ediyor.
-
«Evleneceğim de. Fakat bu evlilik çok sevdiğim çocuklara sahip
olmak için olacak. Evim olacak, çocuklarım olacak ve Yeşilçamlı
olmayan bir beyim olacak, işte o zaman her şeyimle tiyatroya «Sema
Özcan Tiyatrosu» na döneceğim.»
Güneş, ayaklarının
ucuna basa basa aramızdan çekilip gitmişti. Parkta birkaç
sahipsiz çocuk ve bizler vardık. Tek tük yanan ışıklarsa, veda
saatimizin geldiğini hatırlatıyordu. Hep birlikte parkın hemen
dışında koyu gri arabaya doğru yürüdük...(diğer haberler için
aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder