Ana içeriğe atla

Aykut Sözeri de Yasağı Çiğnedi


Devlet Tiyatroları’nın yaklaşık sekiz aydan beri değiştirilemeyen çalışma yönetmeliğindeki maddeler halen yürürlükte ve geçerliliğini koruyor. Ama bunun dışına çıkan bazı oyunculara ayrıcalıklar tanınıyor, onların bu koşulları çiğnemesine nedense göz yumuluyor.
Turgut Özakman yönetimindeki Devlet Tiyatrosu’nda sözlü izinle yönetmelikler çiğneniyor.
Bir süre önce tüm belgeleriyle birlikte Can Gürzap’ın yarattığı skandalı gözler önüne sermiştik... Gürzap’ın halen soruşturması yapılırken, şimdi bir başka oyuncu, üstelik de kıdemli olan Aykut Sözeri, yönetmeliği açıkça çiğneyerek gemisini yürütüyor...
Can Gürzap’ı istifaya götüren olaydan sonra Devlet Tiyatrosu’nda şimdi ikinci bir otorite boşluğu daha doğdu... En küçük ayrıntının uygulanabilmesi için bile yazılı iznin gerekli olduğu Devlet Tiyatrosu’nda yönetmelik bir kez daha çiğnendi. Ve Genel Müdürlük tarafından yalnız izin aylarında film çevrilebilir fıkrasında yapılan ancak bir hata sonucu halen yürürlükte olan değişiklikteki düzeltme gerçekleştirilemediği için de çiğnenmenin süreceği gün gibi açık... Bu defa yönetmeliği çiğneyen kişi ise Devlet Tiyatrosu’nun kadrolu, kıdemli, tecrübeli, kuralları, yönetmeliği ve bir de tabii sözlü iznin geçersiz olduğunu en iyi bilen oyuncularından Aykut Sözeri...
Aykut Sözeri’ye iş dönemi olan kasım ayında film çevirmesi için sözlü izini veren de yine Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Turgut Özakman... Evet Aykut Sözeri şu anda yürürlükte bulunan yönetmeliğe aykırı olarak 1984 yılının kasım ayında başrolünü Müjde Ar’ın oynadığı Dağınık Yatak filminde önemli bir rolde oynadı...
Yani 5 Haziran 1984 günü değiştirilmesine karşın 8 aydır yönetmelikten kaldırılmayan ''İzin aylarında film çevrilebilir" fıkrası halen yürürlükte bulunduğu için yasanın dışına bir kez daha çıkıldı... Yine yazılı izin almayarak... Yürürlükteki yönetmeliğe göre ancak ve ancak temmuz - ağustos aylarında film çevirebilecek olan Aykut Sözeri izin aylarının dışında kamera karşısına geçerek suç işleyen ikinci sanatçı oldu...
Evet "Dağınık Yatak''ta da bir suçlu var... Üstelik sözlü iznin geçersizliği ve yönetmeliğin çiğnendiği bilinerek işlenen ikinci suç ve bilinçli ikinci bir suçlu bu. Artık Genel Müdür Turgut Özakman’ın bu duruma acilen bir çare bulmasını diliyoruz ve şu soruları sormak zorunda kalıyoruz...
"Başı olduğunuz kurumdaki bu tür ‘bilinçli’ suçların önüne ne zaman geçeceksiniz, ne zaman dur diyeceksiniz ve daha ne kadar sabredeceksiniz? 8 aydır değiştiremediğiniz ilgili hükümle ve o ünlü sözlü izninizle yönetmelik daha ne kadar çiğnenecek ve daha kimler bilinçli suçlar işleyecek?..'' (diğer haberler için aşağıdaki linke tklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...