Ana içeriğe atla

Haldun Dormen Sorularımıza Yanıt Verdi


12 yıl sonra kendi tiyatromda sahneye çıkacağım”
- Şehir Tiyatrosu sahnesine konuk yönetmen olarak “Lüküs Hayat”ı koyuyorsunuz. Bu müzikali sahneye koyma önerisi sizden mi geldi?
- “Hayır teklif Gencay Güründen geldi. Geçtiğimiz yaz Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni olur olmaz benden “Lüküs Hayat”ı sahneye koymam için söz aldı. Ayrıca Belediye Reisi Bedrettin Dalan da teklifi yineledi. Şehir Tiyatroları 70. yıl kutlama programı içinde sahnelenecek olan “Lüküs Hayat” oyununun müziklerini yaratmış olan Cemil Reşit Rey’in 80. yaş gününde perde açacak.”
- İlk kez 1933-34 sezonunda sergilenen bu müzikali daha sonraki oynanışlarında izleme fırsatını bulmuş muydunuz?
- “Aşina olduğum bir oyun. Melodileri kulaklarımda yeretmiş ama buna karşın “Lüküs Hayat”ı hiç izlemedim. Yalnızca 1973’de televizyon için çok kısa bir dönemde hazırlayıp, sahneye koymuştum ve beş günde de filme alınıp oynatılmıştı. Kadro çok iyi olmasına karşın zaman darlığı ve imkanların kısıtlı oluşu nedeniyle ortaya hatalı bir iş çıkmıştı.”
- Bu kez nasıl bir yol izliyorsunuz?
- “Öncelikle belirgin bir yorum getiriyorum. Bir masal kavramı içinde ele alıyorum olayı. Ve de 21 kişilik bir kadronun oynayacağı müzikali özenli bir kostüm (Canan Göknil) dekor (Nilgün Gürkan) dans (Selçuk Borak) çalışmasıyla sahneleyeceğiz. Cemal Reşit Rey’in müziklerini, Esin Engin büyük orkestrayla uyguladı. Canlı müzikle sunulacak oyunda orkestrayı Önder Bali yönetiyor.”
- Yıllar sonra Dormen Tiyatrosu’nu yeniden aktınız. İlk oyun “Otel Paradlso”ya çok iyi bir kadro kurmanıza ve usla bir rejiyle sahneye taşımanıza karşın sonuç beklenenden durgun oldu.
- “Evet. “Otel Paradiso” ancak kendini kurtarıyor. Ne yüksek bir kârda ne de zararda yürüyor işte.”
- Neye bağlıyorsunuz bunu?
- “Tiyatrolarda genel bir seyirci krizi başladı. Ayrıca bizim salonumuz yeni, Nejat Uygur burada oynamış ama seyircimiz çok değişik. Tek bir Nejat Uygur seyircisi gelmedi diyebilirim. Ayrıca tiyatromuzun konumu biraz ters geliyor galiba. Aslında kolay ama Feriköy’ün ortasındayız.”
- Gelecek oyunlarınız belli mi?
- “İkinci eser Necati Cumalı’nın yazdığı “Her Evde Dırdır Var”. Hayli ilginç bir çalışma. Cumalı’nın tarzının oldukça dışında lonescu havasında absürd bir oyun. Metin Serezli sahneye koyuyor. Tutacağını ümit ediyorum. Ayrıca sezonda ben de bir fars oynayacağım.”
- Kaç yıl sonra kendi tiyatronuzda sahneye çıkacaksınız?
- “1982 yılında Kastelli Vakfı’nın yapımcılığını üstlendiği “Geceye Selam’’da oynamıştım. Ama kendi tiyatromda 12 yıl aradan sonra ilk kez sahneye çıkıyorum. Son olarak Dormen Tiyatrosunda “Aşk Gibi’’yi oynamıştım. 1985 - 86 sezonunda sahneleyeceğimiz bu oyun şimdiden belli, halen Londra’da oynanmakta olan “Run For Your Wife’’. “Rus Gelir Aşka’’ türünde çılgın, koşmacalı, hareketli çok komik bir oyun. İki karısı olan bir taksi şoförünün serüvenlerini anlatan bu farsı kendi tiyatromda 12 yıl aradan sonra oynamanın da ayrı bir tadı, heyecanı var.”
- Anılarınızı yazdığınız ikinci kitabınızı bitirdiniz mi?
- “1972 - 85 arası anıların yer aldığı ve iki yıldır yazdığım bu kitabın bitmesine az kaldı. Gazino, radyo, televizyon, sinema, tiyatro çevreleriyle olan ilişkilerimin yer aldığı anılar zincirinde çok isim, çok olay var.”
- Bizim sormayı unuttuğumuz, sizin söylemek istediğiniz başka birşey var mı?
- “Yıllarca Dormen Tiyatrosu bünyesinde sürdürdüğüm tiyatro okulunu burada yeniden açacağım. Hadi Çaman, Başar Sabuncu, Yüksel Gözen, İzzet Günay, Yılmaz Güney, Sibel Göksel’in yetiştiği bu tiyatro okulundan yeni yetenekler çıkması en büyük isteğim. Bunun yanısıra tiyatro salonumuzda klasik film gösterileri, konserler düzenleyeceğiz. İlk aşamada Pir Sultan Abdal ve Selim İleri geceleri yapmak istiyoruz.”...(diğer haberler için aşağıdaki linke tklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...