Ana içeriğe atla

Süleyman Turan'ın Kızı Beliz 1 Yaşına Bastı


Eğer devamlı bir SES okuru iseniz, Beliz'i muhakkak tanırsınız. Beliz, sinemanın sevilen aktörlerinden Süleyman Turan'ın ilk (ve şimdilik tek) kızıdır. Beliz doğduğu gün Süleyman Turan'la beraberdik. Telefon çalmış, Süleyman'ı istemişler ve ona bir kızının doğduğunu müjdelemişlerdi. Süleyman o gün nasıl sevinmişti bir bilseniz? «Biz daha sonra bekliyorduk,» diye söylene söylene doğru hastaneye koşmuştu. Tabii biz de peşinden... O saatlerde henüz adı bile konmayan küçük Beliz'in ilk fotoğraflarını biz çekmiştik. Sonra aradan günler geçti. Günlerden bir gün yine Süleyman'a uğradık. O gün Beliz'in annesi evde olmadığından Süleyman çocuğuna hem analık, hem babalık hem de dadılık yapıyordu. O, saçı başı darmadağınık, çocuğuyle uğraşırken biz de ona çocuk bakımı hakkında bazı sorular sormuş ve verdiği cevaplan çok faydalı (!) birer tavsiye oiarak, «annesinin evde olmadığı bir sırada çocuğuna bakmak mecburiyetinde kalan babalara,» ulaştırmıştık.
Bütün bunlar bize daha birkaç aylık mesele gibi gelirken genç anne-babanın «Doğum günü» nü yapacağını duymayalım mı? Tabii hemen Süleyman Turan'ın evinin yolunu tuttuk.
Süleyman'ın evi, 'doğum günü' kutlanan bir ev için biraz tenhacaydı (!) Daha doğrusu evde, ev halkından başka kimsecikler yoktu. Geniş salonun bir ucundaki 8 kişilik yemek masasının üstü tek mumlu pasta ve çeşit çeşit yiyeceklerle süslenmişti, ama bunları yiyecekler henüz ortalarda gözükmüyordu. «Davetliler nerede?» diye sorunca Süleyman gözlerini açarak, «Ne da/etlisi?» diye cevap verdi. «Davetli falan yok canım. Aslında bugün Beliz'in doğum günü değil...»
Hoppala... İster istemez dilimizin ucuna gelen «Bayram değil, seyran değil ama bu pasta neyin nesi oluyor?» lafını zorla zaptettik, düşünceye daldık. Süleyman halimizden şaşkınlığımızı anlamış olmalı ki «meselenin aslını» açıkladı.
«Bu yaz tatilimizi Marmara Adası'nda geçirdik. Biz oradayken Beliz'in doğum günü de geldi, geçti. İstanbul'a döner dönmez hanımla kafa kafaya verdik. Beliz doğduktan sonra onun doğum günlerini nasıl kutlayacağımızı tasarlar dururduk. Biz, 'Şöyle yapalım, böyle yapalım,' derken kızın birinci doğum günü gelmiş geçmiş, biz bir şey yapamıyorduk. Sonunda, 'İyi iş, yılında çıkar deyip Beliz'in doğum gününü biraz geç de olsa kutlamaya karar verdik. 'Davetli' meselesine gelince; doğum günlerinde çok garip bir şey oluyor, çocuklar değil, ana - babalar eğleniyor. Beliz henüz bir yaşına girdiği için tabii arkadaşı falan yok. Onun için Beliz'in ilk doğum gününü üçümüz kutlamaya karar verdik. Önümüzdeki yıl Beliz 2 yaşında olacak... Önümüzdeki 12 ay içinde kendine arkadaş edinecek. Onun için Beliz'ciğin yaşını normal, klasik bir doğum günüyle kutlayacağız.»
Bize bunları söyleyen Süleyman Turan ayağa kalktı ve oturduğu koltuğun altına sakladığı oyuncakları yaş günü hediyesi olarak Beliz'e verdi. 1 yaşını bitirdiğinin farkında bile olmayan Beliz, oyuncaklara çok sevinmişti. O sevinçle babsını öpücük yağmuruna tuttu.
Biraz sonra ana-baba-kız masanın başına geçtiler. Beliz, annesiyle babasının yardımıyle pastanın üstünde yanan tek mumu söndürdü. Süleyman Turan'la eşinin gözlerinde ilk çocuklarının yaşını bitirmesiyle uçuşan mutluluk parıltıları vardı...(diğer haberler için aşağıdaki linke tklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Ajda Pekkan Konuşuyor

Kimisine göre Eurovision yenilgisinin getirdiği bunalımdan kimisine göre aşk ilişkilerindeki çıkmazdan büyük bir bunalıma itilmişti. Kimseyle görüşmek istemiyor, giderek kilo veriyor, gülmeyen yüzü, kuşkulu bakışlarıyla çok zaman bilinçsiz ve yanlış davranışlarda bulunuyordu. Bu sıkıntılı dönemini atiatamayacağım anlayınca her şeyi bırakıp kaçmak istedi. Günün birinde uçağa atladığı gibi Türkiye'den uçup gitti... Bazıları Londra'da olduğunu söylüyordu Ajda'nın... Ama kesin olarak kimsenin bildiği bir şey yoktu. Bir hafta Paris'te görülüyor, sonra Cenevre'de veya Zürih'de olduğundan söz ediliyordu. Beili ki, sıkıntısı, problemleri ülkesini terketmekle geçmemişti. Yerinde duramıyor, bir şeyler arıyor, aradığını bulamıyordu... İşte o günlerde ansızın bir akşam saatinde SES'e telefon etmişti Ajda... «Unutmak ve unutturmak istiyorum. Bıktım, usandım... En az altı ay gelmeyeceğim Türkiye'ye... Müziği seviyorum. 17 yıllık çocuğum benim. Kuşkusuz müzikten...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....