Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Yeşilçam'da Kovboy Salgını Başladı

Bugünlerde Türk Sinemasında geçerli olan iki salgın var: Biri Killing, öteki de Ringo Kırması "Yerli Kovboy" salgını. Aslında Türk Sinemasında, bütünüyle ilk yerli kovboy filmini yapan ne Yılmaz Atadeniz, ne de Zafer Davutoğlu'dur. Daha Türk seyircisi Amerikan " Western" filmlerinin kötü kopyaları olan Bingoları, can- goları, Dringoları tanımadan önce, Ahmet Sert adlı sakallı bir kunduracı ilk yerli kovboy filmini yapmıştı bile. Ne var ki kunduracı Ahmet Sert'in parası olmadığı için sesini soluğunu duyuramadı. Ve eline para geçtikçe iş koydu, çöplüklerden, arsalardan kaz tüyleri toplayıp Türk figüranlarını kızılderili yaptı. "İntikam Fırtınası" adını taşıyan bu çileli kovboy filmi ancak üç yılda bitirildi. Yeşilçam'da ikinci kovboy filmini yapan rejisör de Yılmaz Atadeniz'dir... Yılmaz Güney'in oynadığı bu filmin adı da "Kovboy Ali"ydi. İşte tam bu dönemde İtalyan Ringoları ülkemize akın etmiş, her biri büyük iş yapmıştı....

Suzan Uztan

NE tuhaftır Suzan Uztan'ın en sevdiği rollerden biri, «Küçük Sahne» de oynadığı «Pepsi» olmasına rağmen, hayatında en sevmediği şeylerden biri de Pepsi Cola'dır. Bir de kalabalıktan hoşlanmaz, ama mesleği icabı her gece kalabalığın içindedir. «Hababam Sınıfı» ndan tutun da, Kaktüs Çiçeği, Pepsi, Oliver ve en son Nikah Kağıdı'na kadar son yıllarda hep kalabalık bir halk topluluğunun karşısında oynamıştır. 20 temmuz 1938'de Amasya'da doğan Suzan Üztan, ilk okulun 4. sınıfından itibaren bale resitallerine çıkar, çocuk tiyatrolarında çalışırdı. İlk defa profesyonel olarak 9 ya. şmda iken Haldun Taner'in «Dışardakiler» piyesinde oynadı. Ankara Kız Lisesi'n den mezun olduktan sonra 1954'te girdiği imtihanı kazanarak, Devlet Tiyatrosu kadrosuna alındı. 1960'tan sonra İstanbul'a geldi. İlkin Arena'da bir, iki yıl çalıştı. Meşhur kahkahaları burada başladı. Oradan «Küçük Sahne» ye, Ulvi Uraz’ın yanına geçti. Ulvi Uraz, Küçük Sahne'den ayrıl...

Ateşli Kadının Hali Başka

Mine Soley hayranlannın gözlerinden vamp kadınlığını silip, hanımefendi bir sanatçı izlenimini uyandırmak için çaba sarfederken sinirlenip, eski haline dönüş yaptı. Mine Soley’in ismi öyle uzun uzun düşünüp, akıl yorarak hatırlanacak bir isim değil. Çünkü olgun yaşına rağmen genç kız gibi görünen, güzel mi güzel, yürüyüşünden bakışına kadar sıcacık bir akım sağlayan bu ateşli kadını yediden yetmişe tanımayan yoktur herhalde... Oysa o bir anda kendini hatırlatsa da binlerce uğraşla gelmiştir bugüne. Bir zamanlar ünlü vamp kadınlarının arasına girebilmek için bütün çekiciliğini kullanmış, onların arasında ön planda yer alabilmek için de fiziğiyle sanatını bir bütün tutmuştur. İstediği yere ulaştığında da artık güzelliğini sergilemekten çekinmeyen, soyunan, şöhretli bir dişi olarak akıllara yerleşmiştir. Son zamanlarda sanat yaşamını sinemadan uzak, sahnelerde Türk sanat müziğinin ağır toplarından biri olarak sürdüren Mine Soley’in şu andaki yapısı ise geçmişine kafa tutuyor gibi. ...

Yenilgi Hülya Avşar'a Yaradı

DAHA bir yıl öncesine kadar Hülya Avşar'ı kimse tanımıyordu... Tesadüfen gönderdiği fotoğraflarla bir güzellik yarışmasına katıldı önce... Birinci oldu... Sonra da, bir zamanlar evli olduğu ortaya çıktığı için başından tacı alınıverdi... Hülya Avşar adı da işte o günlerde duyulmaya başlandı. Tacını yitiren güzel, evine kapanıp ağlarken, gazeteciler onu . Arıyorlardı. Talihine küsmüştü Hülya Avşar... Ama üzülmesi değil, sevinmesi gerekiyordu, Bunun nedenini fotoğraf çalışması yaptığımız Çınar Oteli'nde bakınız kendisi nasıl anlatıyor: «Ben bu güzellik yarışmasına dulların katılamadığını bilmiyordum. Bunu öğrendiğim zaman ise birinciliğim ilan edilmişti. Tacımı başımdan aldıkları zaman hayatımın en mutsuz gününü yaşadım: Hatta intihar etmeyi bile düşünüyordum... Fakat meğer sevinmem gerekiyormuş. Tüm gazetecilerin ilgisini bir anda üzerime çektim. Herkes benden söz ediyordu. Adımı duymayan kalmamıştı. Kısacası şöhret olmaya başlamıştım. «Derken film, fotoroman teklifleri b...

Gülbin Eray Ortaya Çıktı

Gülbin Eray'ı tanırsınız. Ya sahnede, ya perdede, ya da gazete, dergi sayfalarında muhakkak görmüşlüğünüz vardır. Yemyeşil gözlü, sapsarı saçlı, ortadan uzun boylu Gülbin Eray iyidir, hoştur, ama nedense «bir dalda duramayan» biraz hercai bir mizaca sahiptir. Bir bakarsınız kendini bütün bütüne sinemaya vermiş. O set senin bu set benim koşuşup duruyor. Sonra günlerden bir gün bir beyanatını okursunuz, «Artık sinemaya paydos, bundan sonra benim için varsa da tiyatro, yoksa da.» Bir süre de böyle geçer. Sonra bir bakarsınız ki Gülbin Eray ortalardan kayboluvermiş. Sorup soruşturursunuz, ama nerede olduğunu, ne yaptığını bilen herhangi bir kula rastlayamazsınız. Tam «Gülbin Eray», ismi hafızalardan silinmeye yüz tutar, bir de bakmışsınız ki Gülbin Eray o bitmez tükenmez dönüşlerine bir yenisini daha ekleyivermiş. Bu, geçen yıl da böyle oldu. Bir süre ortadan kaybolan Gülbin, «Tekrar sinemaya döndüm,» diyerek karşımıza çıkmıştı. Biz onu beyazperdede ararken tiyatroda bulmuştuk. ...

Cüneyt Arkın Gençlere Yön Veriyor

Birahaneleri, kahveleri dolduran gençlik artık spor salonlarına eskisine oranla daha çok gidiyor... Belki inanmayacaksınız ama bunda Cüneyt Arkın’ın yaptığı karate filmlerinin payı büyükmüş... Nasıl mı? Gelin Cüneyt Arkın’ı dinleyelim ve “nasıl”ı, “neden”i hep birlikte öğrenelim... İçinde bulunduğumuz savaşlar dünyasında gençliğin geleceğinin, olumsuz yönde etkilendiği bir gerçek... Ülkemizde ise gençlik sorunlarına yeterince eğilinmediğinden onların nereye gittikleri, nasıl yetiştikleri akla bile getirilmiyor. Ve yarının umutları olan gençler, batıya özenmenin getirdiği davranışla birahaneleri, kahveleri dolduruyor, gençliğinin verimliliğini, yaratıcılığını insana hiç bir şey vermeyen bu gibi yerlerde harcıyor... Belki bugüne kadar çeşitli açık oturumlarda, konferanslarda, basın da gençliğin sorunlarına çözüm yolları konuşuldu, yazıldı ama uygulama safhasına hiç bir zaman geçilmedi... Her gördüğü şeyi yapmaya kalkışan ve her yeniliğe özenen bu gençler yukarıda da belirttiğimiz ...

Mücevher Ayağa Düştü

Kadınların pahalı süsü mücevherin bugüne kadar takılmadığı yer kalmamıştı. Ama son olarak Paris'te yaygınlaşan modayı Türkiye'de ilk kez Fehim Kundura lanse edince birbirinden pahalı taşlar şimdi de ayakkabılar süslemeye başladı. Fehim Kundura'nın Türkiye'ye getirdiği bu moda İstanbul sosyetesinin şık hanımları arasında büyük ilgi görürken, sanat dünyasından giyimine son derece düşkün olan Gülistan Okan'da bu modanın hemen öncüsü oldu. “ Biz kadınlar süsümüze fazla düşkünüzdür. Hep dikkat çekmek isteriz. Zaten modada dikkat çektirici bir unsur değil mi? Birkaç arkadaşımda gördüm, üstelik onlar ayakkabılarını, çizmelerini sadece mücevherle değil pahalı kürk parçalarıyla da kaplatıyorlar, burada Fehim Kundura'nın mücevherli ayakkabı yaptığını duyunca koşup geldim. Biraz pahalı ama gerçekten çok şık. Artık bu ayakkabıları giydikten sonra ilk önce ayaklarıma bakılacak...” diyen Gülistan Okan doğru söylüyordu... Böyle servet değerindeki ayakkabıyı giydikten so...

Ben Günün Kadınıyım

BANU ALKAN ''Ben Günün Kadınıyım'' Son haftalarda Yeşilçam’da “Günün Kadını”nı ilan etmek için büyük bir çaba sarfediliyor. Gerçek film yıldızlarından daha çok şarkıcıların "Günün Kadını" sıfatına sahip olabilmek için verdikleri mücadele, oluşturdukları kulis birbirinden ilginç iddiaların, itirafların ortaya çıkmasına sebep oluyor. Türk hafif müziğinin süperstarı Ajda Pekkan’a yapılan film teklifine "Bu Günün Kadını” adı yakıştırılması piyasayı daha da kızıştırırken son yılların gözde sarışın yıldızı Banu Alkan her zamanki kendine güveni ve hırsıyla ortaya çıkıp "Hodri Meydan" deyiverdi. Gelen film teklifleri ve film başına aldığı ücretle, yapılan sahne ve reklam filmleri teklifleriyle şu anda bütün starlardan daha üstte olduğunu iddia eden Banu Alkan sözlerini şöyle sürdürüyordu: “ Kimse inkar edemez, özellikle Yeşilçam’da kimin “Günün Kadını” olduğunu sorabilirsiniz. Benden başkasının "Günün Kadını'' adıyla film çevirmesi...

Sevda Ferdağ'ın Gerçekleşmeyen Nikahı

BU hafta sonunda Sevda Ferdağ cephesinde olaylar yıldırım hızıyla gelişti, haberler birbirini kovaladı, söylentiler alıp yürüdü gerçekle yalan seçilmez oldu ve belki de Sevda Ferdağ hayatının en hızlı 72 saatini bu süre içinde yaşadı. Tamer Yiğit'ten ayrıldıktan sonra bir zamanların ünlü kalecisi Şükrü Ersoy'la evlenme hazırlığına girişti, her şey — nikah tarihi saatine varıncayadek — belli oldu ve tam nikah günü Sevda nikah masasına oturmaktan vaz geçti, o caydıktan biraz sonra annesi Ayşin hanım onu evlatlıktan reddetti. Sevda da evini terkedip Çınar Oteli'ne taşındı. Bunların hepsi, ama hepsi topu topu bir 72 saatin içine sıkışınca olanlar biz gazetecilere oldu. Bu hızlı trafik içinde Sevda Ferdağ’la karşı karşıya gelebilmek için akla gelecek, gelmiyecek her yola başvurduk, bütün köprü başlarını, nirengi noktalarını tuttuk ve sonunda geçen hafta çarşamba gününden itibaren takip ettiğimiz bu olayın başrolünü oynayan Sevda Ferdağ’la, Divan Oteli’nde, Kuaför Demir’in s...

Gülşen Bubikoğlu

AYŞE trenin penceresinden dışarı baktı. Tek tük ağaçların göründüğü büyük ve sessiz bozkır önünde uzanıyor, tan uzaklarda bir iki yıkık evin görüldüğü fakir köy göze çarpıyordu. Büyük bir hızla tüm görüntüleri geride bırakan tren, yeni ve değişik olana doğru koşuyor, her şey sanki bir film seyreder gibi önünden geçip gidiyordu. «Ne kadar tekdüze bir görürdü» diye aklından geçirdi. Yoksa kendi iç dünyası şu anda çelişkilerle doluydu da bu yüzden mi her şey böylesine monoton geliyordu ona? Başını çevirdi. Yanında oturan hiç tanımadığı sarışın, gözlüklü, toplu kadına baktı. Kendine bakıldığın hisseden kadın sevinçle döndü, ona gülümsedi. Konuşkan olduğu her halinden belliydi. Yanında bu hiç sesini çıkarmadan oturan, yüzünü dönüp ona bir kez olsun bakmayan komşusundan bıkmaya başladığı belliydi. Ayşe, onun tüm ümitlerin yıkan bir bakışla baktı yüzüne. Sonra başını tekrar cama döndürdü. Bir an, içinde sevinç hissetti. Kadının şaşkın ve hayal kırıklığına uğramış halini görmese dah...

Mine Mutlu İflasın Eşiğinde

Üst üste batan şirketler, tıpkı bir devin yıkılışı gibi iflas bayrağını ardı ardına çekiveren koca koca holdingler... Ve de alarm ziline can derdiyle hızlı hızlı basan şirket sahiplerinin yardımına, kahraman bir kurtarıcı edasıyla koşan Maliye Bakanımız Sayın Adnan Başer Kafaoğlu... Giriştiği "Kurtarma Operasyonları'' ile ölmek üzere olan şirketlere yıldırım hızıyla taptaze bir soluk vermeye çalışan ''Kurtarıcıların lideri" Kafaoğlu, şimdi de varını-yoğunu velhasıl yıllarca binbir çaba sarf edip kazandığı adını kaybetmek üzere olan bir ünlü sanatçımıza ilham kaynağı oldu. Çünkü o da tıpkı milyarlık şirketler gibi devrilmek üzere... Ve bu ölüm-kalım savaşı veren sanatçımız da Mine Mutlu... Kafaoğlu'nun kurtardığı şirketlere bakıp bakıp, birçok insanın içini burkan yalvarıcı bir sesle "Ne olur, Sayın Kafaoğlu''... O İnsanı yaşama döndüren elinizi hazır mevkiinizdeyken, bir yol bana da uzatıverin? diyerek acil yardım istiyor... Evet Yeşi...

Muhterem Nur İsrail'de Dans Edecek

«Şu an seviyor, seviliyorum. Yılmaz Duru'yu evlenmeyi düşünmediği için seviyorum.» Bu sözleri, yerli sinemanın bütün devirleri' içinde en iyi ağlayan kadını Muhterem Nur söylemiş, biz de 27 haziran 1964 tarihli SES'te neşretmiştik. Aradan iki yıl geçti, soruyu biraz değiştirip, son aşkı Cihat Aşkın için sorduk: - «Cihat'la evlenmeyi düşünmüyorum. Birbirimizi seviyoruz, mesuduz. Benim evliliklerim hayatta daima hüsranla neticelendi. Bu defa Ayrılmamak için evlenmeyeceğim, Cihat'ı kaybetmek istemiyorum» cevabını aldık. Hayatının her devresinde kaderin ve bir erkeğin sillesini yemiş olan Muhterem Nur bu defa yalnız. Günlerini paylaştığı belirli bir erkeği yok. Tam bir küskünlük ve yılgınlık içinde. Ve Muhterem ilk defa olarak çevresini, yuvasını değiştirmek üzere teşebbüse geçiyor. 16 yıllık sinema oyuncusu, 2 yıllık dansöz, bugünlerde İsrail'e gitmiş olacak. 20 günlük bu «iş gezisinden» — Muhterem, orada dans edecek — döner dönmez daha uzun yeni bir y...

Türkan Şoray'ın Babası Kızgın

Hatılmayacağınız gibi evvelki hafta çıkan mecmuamızda Türkan Şoray 'ın «Allah annemi ıslah etsin» başlıklı bir röportajını yayınlamıştık. Türk sinemasının bir numaralı kadını o röportajında annesinden acı bir dille şikayet ediyor, babası için ise 'asil adam' tabirini kullanıyordu. Eğer şöyle bir düşünülecek olursa, aşağı yukarı tam sekiz yıldan beri Meliha Şoray 'ın Türkan Şoray ile karşılıklı olarak sahnede olduğu, fakat baba Şoray'ın hiç sesinin çıkmadığı görülür. Acaba baba Şoray neden böylesine kalın bir perde arkasında, derin bir sessizlik içindedir? Bu soru bizim aklımıza haftalardır takılıp kalmıştı. Baba Şoray'ı konuşturmak istiyorduk. Önce çalıştığı yer ile oturduğu evi tesbit ettik. Ancak geçen hafta içinde bir gün baba Şoray kendi ayağı ile SES'in idarehanesine gelmesin mi? Gökte aradığımızı yerde bulmuştuk... Halit Şoray, tıpkı Türkan Şoray, tıpkı Nazan Şoray. İki kız kardeşin ikisi de «hık» demişler, babalarının burnundan düşmüşler sa...

Arzu Okay İş Kadını Oldu

AK kağıt kara kalem... Biri, beyaz mı beyaz; yeni doğmuş çocuğun yüzü gibi, tertemiz, yalçın tepelerdeki ayak basılmamış karlar kadar beyaz... Öteki kara... Zifir geceler gibi, kötülerin iç dünyaları kadar kara kapkara, o kadar kara... Birbirine bu kadar zıt, iki ayrı dünyayı hatırlatan bu iki insan, elbette bir bedende, bir vücutta yanyana bir arada yaşayamazlardı. Bir tek bedende iki ayrı Arzu Okay... İki ayrı kutuptan, iki ayrı yaşamdan, iki ayrı Arzu Okay; ikisi bir bedende bir arada, aynı zamanda yaşayamazlardı ve yaşayamadılar da... Uzun süre aradık bir tek röportaj için Arzu Okay'ı... Her şeyden kaçıyordu; eski çevresinden, sinemadan, sahneden, objektiflerden ve 6 yıl peşini bir an olsun bırakmayan seks filmleri oyuncusu eski Arzu Okay'dan... 1970 yılında bir gazetenin açmış olduğu «Sinema Güzeli» yarışmasını kazanarak sinemaya geçmişti. Aynı yıl İtalya'ya gitmiş ve orada yapılan Avrupa Sinema Güzeli yarışmasında da dördüncü olmuştu, ilk filmi «Ölüncey...

Yaprak Özdemiroğlu Nasıl Zengin Oldu?

ÇOK değil bir yıl öncesi... Bir dans grubunda kısa boylu, ince, zayıf, cılız bir kız... Gözlerinde numaralı gözlükler... Dansı, diskoyu, serbest hayatı çok seviyor... Baba ünlü bir müzisyen, başından bir sürü evlilik geçmiş... Anne, babadan ayrılmış, başka biriyle evlenmiş... Ve dansçı kız Yaprak da tıpkı rüzgara kapılmış bir «yaprak» gibi oradan oraya sürüklenmiş durmuş... Derken bir gün genç kız «Yüzkarası» filminde bir günlük bir rol kapabilmiş... Tüm işi Yusuf Sezgin'le bir masada oturup Bülent Ersoy'dan hakaret işitmek... «Böyle de artist olunur mu?» «Böyle de şöhret olunur mu hiç?» diyeceksiniz. Ne derseniz haklısınız. Elbette «böyle artist olunmaz.» Zaten Yaprak da «tesadüfen» artist olmuş. Önce bir iki filmde ufak tefek roller... Sonra devreye giren bir firma, ilk başrol... Hayli masraflı bir film... Beklenilmeyen derecede kötü bir hasılat... Yılmayan bir «karakter»... Tam sinemadan ümidini kesip dört elle yeniden dansa sarıldığı anda, imdadına yetişe...

Gönül Öner Kürkçü Dükkanında

BİR söz vardır, «Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır» diye... Bu söz Gönül Öner için de geçerli. Şarkıcı yıllar sonra tekrar müziğe döneceğini açıklayınca eşi Ümit Tokcan buna karşı çıktı. Bu nedenle de Ümit Tokcan ve Gönül Öner çifti boşandılar. Bu arada Şişli'de bir butik işleten Gönül Öner, müzik çalışmalarına engel olur düşüncesiyle butiğini de kapattı.a Ümit Tokcan’la dünyaevine girmeden önce uzun süre sahne çalışması yapmış olan genç şarkıcı, Kurban Bayramı'nda İstanbul'da sahneye çıkacak... (diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın) https://www.tozlumagazin.net

İşte Zeki Müren'in Sevgilisi

Sizler ekranlarınız başında Zeki Müren'in Bodrum konserini adeta nefes almadan izlerken, Sanat Güneşi 'nin yıllar önce yaşadığı ve unutamadığı bir aşkı dile getirdiğini herhalde bilmiyordunuz... ''Zahidem'' adlı mayada gözlerinin nasıl buğulandığını, gözünüzün önüne getirin... Ve o gözyaşları, o an yeniden hatırlanan buğday tenli bir kadın içindi...Bir aşk yaşandı yıllar önce... O umutsuz aşkın acıları, otuz yıl geçmesine rağmen dinmedi, ateşi sönmedi, bir çerağ gibi alev alev yandı durdu... Pek çok kişi bilmiyordu, ama zaman zaman şiirlerde, çoğu zaman da şarkılaarda, plaklarda ve son olarak da meşhur Bodrum konserinde gözyaşları içinde dile geldi bu aşk... Bodrum konseri deyince şöyle bir durdunuz değil mi? Hepimizin, hepinizin izlediği gibi "sanatçıların en büyüğü, insanların en güzeli'' diye takdim edilen Zeki Müren ''Zahide'' isimli meşhur mayasını gözyaşları içinde söylemişti... Hele yere oturup da ''Zahidem kurba...

Yıldırım Önal Alkol Komasında

MÜTEADDİT defalar alkol komasına giren Yıldırım Önal'a geçen yıl Fransa'dan getirilen, özel bir ilaç tatbik edilmiş ve bu tarihten itibaren alkol almamıştı. Ancak tesiri bir yıl olan bu ilacın Yıldırım Önal'da on üç aylık tesiri nihayet mart başına kuvvetini kaybetmiş ve Yıldırım Önal yeniden başladığı alkole 48 saat içerisinde iki kere mağlup olmuştur. Bu sezon Halkevlerinden kiraladığı salonda ''Büyük Ankara Tiyatrosu'' adı altında bir topluluk kuran Yıldırım Önal daha sonra havaların soğuması neticesi tiyatrosunu ısıtamamıştır. Salonun soğuk olması seyirciye de tesvir etmiş ve işleri son aylarda tamamen durgun bir hal almıştır. Daha donra tiyatrosundan iki oyuncusunun da aniden ayrılması ve bu oyuncuların oyunlarına çıkacakları kanısı ile bilet satışı yapan Yıldırım Önal kendisine oyundan kısa bir müddet evvel ayrıldıklarını bildirmelerine üzülerek sahneye çıkmış ve seyircilerden özür dilemiştir. Daha sonra devamlı olarak içmeye başlayan Yıldırım...