Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Hülya Avşar Tanju Çolak Aşkında Gelişme

Son yılların en çok konuşulan aşkı, bildiğiniz gibi film yıldızı Hülya Avşar ile Galatasaray ’ın golcü futbolcusu Tanju Çolak arasında sürüyor... Her ne kadar “bitti” gibi laflar ediliyorsa da Tanju’nun son zamanlardaki form grafiği aksini söylüyor... Ancak, çapkın golcünün işi bundan böyle zor olacak, çünkü karşısında çifte tabancalı ve de milyarlara sahip bir rakip var. Adı, Hasan Kızıler... Nereden mi çıktı? Postadan... Yok yok şaka etmiyoruz, Hasan Bey, Hülya Avşar’a olan aşkını daha fazla bastıramamış ye arkadaşlarımızdan birine mektup yollayıp içine de “Hülya Avşar benimle evlensin, ona bir milyarlık arsamı armağan edeceğim” diye yazmış... Ve ilave etmiş: “Bu işi yaparsan 150 milyon da sana” diye... Bizim arkadaşın o taraklarda bezi yok ama böylesine bonkör bir “Avşar kızı” hayranı karşısında Tanju’nun işinin hayli zor olacağı da gerçek... Bakarsınız Hülya Avşar’da Amerikalı aktör Charlie Sheen gibi “Para güçtür” felsefesine inananlardır... (diğer haberler için aşağıdaki li...

Nükhet Duru'ya Dişli Rakip

GÜZEL Çingene kızı Carmen genç ve yakışıklı subay Don Jose'yi baştan çıkarmak için elinden gelen her şeyi yapar. Ve sonunda isteğine kavuşur... Don Jose, tum benliğiyle bu Çingene kızına bağlanmıştır... Hatta onun uğruna katil dahi olur... Ancak Carmen, Don Jose'den çok çabuk bıkar, onu terkeder. Kendine rahat ve eğlenceli bir hayat vaat eden bir başkasına gider. Fakat aranmakta olan Don Jose, Carmen 'i kendi elleriyle öldürür. Anlattığımız bu öykü Merimee ve Bizet'in ünlü «Carmen» yapıtının öyküsü... Ve biz son haftalarda birlikte çeşit çeşit Carmenler'le iç içe yaşamaya başladık. Bir yanda Şan Müzikholü'nde Nükhet Duru 'nun canlandırdığı «Carmen», diğer yanda İstanbul Sinema Günleri 84’le birlikte beyazperdede seyrettiğimiz ünlü İspanyol yönetmen Carlos Saura'ın «Carmen»i... Gerek sahnede gerekse beyazperdede İspanyol halk kültürü, müziği ve dansı ile karşımıza gelen «Carmensde onur, aşk ve ölüm birbiri içine girmiş durumda... Ve sahnedeki ...

İki Günahkar: Fikret Hakan-sevda ferdağ kimdir

«Adem ile Havva» filmi çevriliyor, dedikleri zaman insanoğlunun, hepimizin dedesi Adem Baha'yı göreceğiz, Havva Anamız'ı tanıyacağız sanmıştık. Filmin çekildiği yer Büyükdere - Bentler arasındaki yüzlerce, binlerce yıllık ormanlar... Davet ettiler. Biz de: - «Eh, gidelim de peygamber mertebesine ermiş ecdadımız Adem Aleyhisselam'ın Hazreti Havva'nın elinden elmayı nasıl yediğini seyredelim!» dedik. Yolda konuşuyoruz: - «Adem Baba, filmin sonuna kadar hayvan postuna sarılı olarak mı, yoksa bir incir yaprağı ile örtünerek mi rol yapacak?» - «Havva Ana da aynı kılıkta olmalı! Onun da elbisesini asırlardan beri ressamlar hep incir yaprağı olarak gösterirler. Dünyanın en ucuz elbiseli kadını acaba sinemada nasıl görünecek?» - «Bazı ressamlar Havva Ana'yı uzun, topuklarına kadar inen saçlarıyle örterler. Filmciler de her halde bir berberden aldıkları uzun saçları birbirine ekleyip Havva'yı sansürden geçecek bir kılığa sokarlar.» Biz böyle fikir beyan e...

Fikret Hakan'ın 35 Yılı

Valikonağı caddesinde «Ahenk» apartmanının en üst katındaki dairesindeyiz... Hani «daire» sözü iyi bir fikir vermez. «Kocaman bir evdeyiz,» demek daha doğru olacak galiba... Etrafımızda «antika» eşyalar dolu... Yarım daire şeklindeki kemerli kapılar, 16'ncı ve 17'nci yüzyıl saraylarından, konaklarından bugüne kadar yanmadan, kaybolmadan ulaşabilmiş süs ve ev eşyası arasında insan kendini sanki müzede sanıyor. Buraya biraz önce geldik. Kapıyı hizmetçi açtı. «Fikret Bey uyanmadı henüz... Buyrun, oturun şimdi haber verir, uyandırırım,» dedi. Kocaman, arkalıklı kadife koltuklardan birine, çekinerek oturduk. Telefon çaldı. Ama ne telefon? Üzerinde Arap herfleriyle, «Posta ve Telgraf Müdiriyeti Umumiyesi -1926,» yazan, manyetolu bir telefon... İçine modern bir telefon koymuşlar. Üzerindeki kutuyu ise «eski hava» versin diye olduğu gibi bırakmışlar. Yani bir çeşit restore edilmiş... Telefona hizmetçi cevap verdi. Biraz sonra Fikret Hakan , üzerinde koyu kırmızı bir rop dö şambr ...

Perihan Savaş Setlere Geri Döndü

VE Perihan Savaş tam bağımsız ve özgür olarak sinemaya döndü... Artık ne İbrahim Tatlıses'in tehditleri, ne evlilik vaadleri, ne de çeşitli kadınlarla çıkan resimleri, Perihan Savaş'ı hiç mi hiç ilgilendirmiyor... Ünlü türkücü İbrahim Tatlıses 'ten ayrıldıktan sonra Ulus Sitesi'ndeki evine dönen sanatçı, burada sekiz aylık kızı Zübeyde Melek, annesi ve yardımcıları ile birlikte oturuyor... Beş yıllık sevgilisinin ve çocuğunun babasının «Hayır Pero'ya film çevirtmem» demesi Savaş'ın umurunda bile olmuyor ki, genç yıldız, geçtiğimiz günlerde uzun bir ayrılıktan sonra ilk filmini çevirmek üzere Ürgüp'e gitti... En son olarak iki yıl önce İbrahim Tatlıses'le birlikte «Yalan» filminde oynayan Perihan Savaş, daha sonra doğum yapmış ve kızının bakımını üstlenmişti... O filmin arkasından şu sıralarda yeni bir film için İstanbul dışına çıkan Perihan Savaş'ı Bilge Olgaç 'ın yönetiminde izleyeceğiz... Halil Ergün'ün de başrol oynadığı film bir kö...

Nükhet Duru Carmen'de

SAHNE sanatları tarihinin en çok oynanmış eseri «Carmen» operası «Kan ve Gül» adıyla yeniden sergileniyor... Başrolünü ünlü sanatçı Nükhet Duru 'nun oynadığı yapıtın diğer rollerinde şu isimlere rastlıyoruz... Şevket Altuğ, Aliye Uzunatağan, Yalçın Boratap, Sevil Üstekin, Erdal Özyağcılar, Haldun Ergüvenç, Ergun Özcan, Kutay Köktürk, Cem Özer, Ayşegül Uygurer, Binnaz Gürses, Hayrettin Aslan,. Namık Arıkol, Osman Wöber, Rüçhan Gürel... İlk gösterisinin 12 Nisan gecesi yapıldığı «Kan ve Gül»ü Başar Sabuncu sahneye koydu... Uzun bir süredir bu müzikal için hazırlanan ve hatta geçtiğimiz aylarda Paris'e giderek «Carmen» konusunda daha ayrıntılı bilgiler edinen Nükhet Duru, «Kan ve Gül»de çok arzulu ve yürekten oynadığını söylüyor... Yer yer kendi yaşamını canlandırıyormuşçasına içten oyunlar sahneye koyan ve şarkılar söyleyen Nükhet Duru, bu anıt yapıtın özellikleri konusunda şunları söylüyor: «İlk gösterisinden günümüze dünyanın hemen hemen bütün ülkelerinde, büt...

Fikret Hakan Fransa'da

Türk sinemasının yıllardır eskimeyen, ya da şarap gibi yıllandıkça değeri artan bir Fikret Hakan 'ı var. Fikret, belki hiç bir zaman 1 numaraya yükselmez, hiç bir zaman en çok ücret alan artist olmaya heveslenmez. Bir Ayhan Işık başı çekip götürürken, bakarsınız Fikret arkasından onu takip eder. Derken Ayhan efsanesi devrini doldurur, yerini Yılmaz Güney bombası alır. Fikret yine mek parmak geridedir. Sonra Yılmaz bombası patlar, bir Cüneyt Arkın boşalan tahta kurulur. Fikret, tıpkı bir maratoncu temposu ile onu da takibe devam eder. Bu, Kartal Tibet'li yarışta da böyledir, yarın isimsiz bir kahramanın aradan slynlıvereceği yarışta da şüphesiz böyle olacaktır. Kupalar kime giderse gitsin, birincilik tahtına kim oturursa otursun bütün bu yarışların tek galibi vardır: Harika istikran ile, kendini yormadan hedefe ulaşmayı prensip edinen Fikret... Fikret Hakan, bütün bunların dışında Türk sinemasındaki kalıplaşmış kötü gelenekleri de yıkan adamdır. Sulu melodramlar onun sille...

Beyaz Atsız "Köroğlu"

Topkapı Sarayı'nın «Harem» dairesindeyiz. Ucu topuklarını döven uzun saçlarıyle selvi endamlı cariyelerin ceylan gibi sekerek yürüdükleri, harem ağalarının havada erkek kokusu arayarak dolaştıkları avlular, elektrik kordonlarıyle, spot lambalarıyle dolmuş. Bir köşede, objektifini Osmanlı tarihinin en renkli yerlerinden biri olan hareme çevirmiş bir kamera ve başında tam dört kişi. Gani Turanlı, Duygu Sağıroğlu, Ayşe Şaşa, Atıf Yılmaz ve iki de yıldız: Cüneyt Arkın - Fatma Girik ... Neden mi bahsediyoruz? Türk sinemasının üçüncü «Köroğlu» sundan... KÖROĞLU DEDİKLERİ... Köroğlu kimdir? Bu sorunun cevabı kitaplarda kesin verilmiyor. Daha doğrusu halk arasında maceralarıyie hikayeleriyle, şiirleriyle «tek adam» haline getirilmiş iki Köroğlu, kesin çizgilerle birbirlerinden ayrılmıyor. İki Köroğlu'ndan biri düpedüz eşkıya. 16'ncı yüzyıl başlarında Celali isyanlarına katılmış bir şaki. İkinci Köroğlu hakkındaki bilgiler ise ondan biraz daha karışık. İkincisi yani şair olan...

Hayat Kumarını Açık Oynuyor

Hayat, kumarların en büyüğüdür derler... Doğrudur da... Oyunun en başında bir bakmışsınız elden kare as... En acemi oyuncu bile bu güzelim eli değerlendirir, hakkını verir... Ama biraz da uyanık olmak, kafayı kullanmak gereklidir hiç kuşkusuz... Biraz eliniz titreyip, alınınızda boncuk boncuk terler birikti mi, işte o zaman bu eli fırlatıp altın, gitsin... Hiçbir işe yaramaz... Ama diğer yandan elinizde iki as var, hepsi o... Bu durumda iş yine uyanıklığa kalıyor... Soğukkkanlılıkla blöfünüzü tutturabilirseniz tüm servet sizin olur... Hayat da böyle bir kumardır işte.. Ne var ki bazıları bu hayat kumarı denen oyunu alabildiğine açık oynarlar... Ne blöf, ne bir gizlilik yoktur onların kitabında... Oyunun sonunu değil, o anı yaşarlar, o anı hissederler... Ve o şekilde zevk alırlar yaşamdan... İşte Meral Zeren ... Kumarda her gelen eli oynar, iyi ya da kötü.... Kendince iyi de değerlendirir bu elleri... Sözgelimi Zeren'in aşk yaşamı... O kadar rahat, o denli serbesttir ki aşk ya...

Perihan Savaş Özgürlüğüne Kavuştu

PERİHAN SAVAŞ artık tam anlamıyla bağımsız bir kadın... İbrahim Tatlıses 'i terkedip özgürlüğe ilk adımı atan Perihan Savaş , üstüste film teklifleri alıyor... Bu arada Suna Yıldızoğlu 'nun başrolünü oynadığı bir filmde rol alacağı söylenen sanatçı, son anda bu filmde oynamaktan vazgeçti ve bir başka yapımcının teklifini kabul etti... İbrahim Tatlıses'in Perihan Savaş'ın üzerinde kurduğu baskıya dayanamayan genç kadın artık yalnız yaşamaya karar verdi ve Yeşilçam'a dönüş yaptı. Yalnız sinema değil, sahne çalışmalarını da sürdürecek olan ünlü yıldız «Artık benim de pora kazanmam gerek» diyor ve şunları söylüyor: «Yeniden kişiliğimi bulmuş gibiyim... Kimseye hesap verme zorunluluğum yok artık...»... (diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın) Tozlumagazin

Meral Orhonsay'ın Öfkeli Aşığı

İçinde bulunduğumuz 1984 yılı ünlü sanatçı Meral Orhonsay 'a hiç de uğurlu gelmedi... ''Sorunlardan bu yıl rahat bir gün geçiremedim'' diyen sanatçı hala eski aşığının oyunlarıyla uğraşıyor... Önce Gayrettepe'deki evini haczettiren öfkeli aşık, son olarak güzel sanatçının arabasına da haciz koydurdu... Sanatçının arabasını kurtarabilmesi için tek çare borçlarını ödemesi... Ama para nerede?.. Çünkü sevgilisi, Mersin İcra Dairesi'ne başvurarak sanatçının paralarına el konulması için bir çok film teklifine ihtarname çekmiş... Başına gelen bunca olaydan sonra çareyi yeni bir eve taşınmakta bulan Meral Orhonsay, şimdi herkesten kaçıyor, yeni evinin adresini en yakın arkadaşlarına bile vermekten kaçınıyor... (diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın) Tozlumagazin

Nükhet Duru Hayat Kadını Oluyor

SON günlerde üzerinde en çok konuşulan sanatçıların başında Nükhet Duru geliyor... Gerek özel yaşamı, gerekse müzik çalışmaları yakından izleniyor ve türlü türlü yorumlar yapılıyor. İşte bunlardan birkaçı... «Nükhet Duru ' Carmen ' müzikalindeki başarısızlığından sonra, müzikallere 'tövbe' dedi...» «Nişanlısından ayrılan sanatçı, sinir krizleri geçiriyor...» «Nükhet Duru, kalp hastası olduğu için İzmir Fuarı'na gitmedi...» Ve daha neler neler... Hepsi de Nükhet Duru'yu hedef alan bu söylentiler, sanatçının da kulağına gidiyor zaman zaman. Ama tepkisi ne oluyor acaba? Biz de bunu öğrenmek ve son günlerde üzerinde haber enflasyonu yaratılan konularda röportaj yapmak istedik. Dergimize geldiği gün Nükhet Duru çok sevdiği beyaz rengi tercih etmişti. Karşılıklı oturup saatlerce sohbet ettik. Söz sözü, konu konuyu açtı ve Nükhet Duru, «Biliyor musunuz, yakında bir filme başlayabilirim» dedi. Sonra sürdürdü konuşmasını: «Yönetmen Sinan Çetin’le bugün k...

Ülkü Özen Hatasını Anladı

1968 «SES Sinema Artisti Yarışması» yapılırken minyon tipli, yuvarlak yüzlü, zarif hatlı bir genç kız dikkati çekmiş'e yarışmanın sonunda ikinciliği kazanmıştı. Adı Ülkü Özen ’di bu genç kızın. 17 yaşındaydı. Üstelik yaşına göre epey tecrübesi vardı. Çocuk Tiyatrosu’nda oynamış, sonra Nejat Uygur Topluluğunda profesyonel olmuştu. Bu, sinemaya yeni başlayan bir «yıldız adayı» için yeterli bir tecrübe demekti. Hani olması pek mümkün görülmeyen işler için, «İş bir atla üç nala kaldı,» derler ya, Ülkü'nün durumu bunun tam tersiydi işte. Küçücük yaşına rağmen 8 yıllık bir sahne tecrübesi vardı, sinema için çok uygun bir tipe sahipti. Üstelik de çift başlı bir şansa malikti. Piyasaya, genç kız sıkıntısı çekilen bir dönemde giriyordu, hem de bu girişi o güne kadar birçok yıldızı beyazperdeye kazandıran SES Mecmuası'nın yarışmasıyle oluyordu. Yani işin başında at da hazırdı, üç nal da. İş, tek nala kalmıştı... Ama olmadı... Ülkü Özen önce tiyatroyla sinema arasında kesin ...

Melek Yüzlü Şeytan

MELEK YÜZLÜ ŞEYTAN Türkiye' eğlence merkezi olan İstanbul'da ilk kez assolist olarak sınav veren Harika Avcı ilk başarılı notunu en karmaşık İstanbul dinleyicisinden aldıktan sonra cesaret kazanarak ikinci kez yine Maksim sahnelerinde boy göstermeye başladı. Daha ilk galasından itibaren İstanbul sosyetesinin merakla izlediği, zengin bekarların en ön masalardan pahalı çiçeklerle kur yaptığı   Harika Avcı 'nın bebek yüzündeki ifade sahne politi kasını yeterince vurguladı. Çocuksu tavırlarla şefkat ve ilgi bekleyen güzel kadını oynayan Harika Avcı şimdi de aslında gönül ağına düşen erkekleri muma çevirtecek kadar akıllı olduğuyla anılmaya başladı. "Melek Yüzlü Şeytan" diyenlerin yüzde doksanını zengini erkeklerin oluşturduğunu belirtirsek. Harika Avcı'nın genç yaşında nasıl bir şöhret kazandığını uzun uzun anlatmaya gerek kalmaz değil mi? Bugüne kadar hiçbir aşkını su yüzüne çıkarmayan, karda yürüyüp iz bırakmamayı en büyük yeteneği gibi gösteren Harika Avcı ...

Nükhet Duru Çuvalladı

BÜYÜK reklam kampanyalarıyla sahnelenen Carmen müzikalinin beklenen ilgiyi görememesi, önce oyunun kaldırılmasına, sonra da büyük bir moral bozukluğuna uğramasına neden olmuştu Nükhet Duru 'nun... Oysa Nükhet elinden geleni yapmış, başarılı bir Carmen olmuş ama oyunun başarısızlığı ona yüklenmişti. Bu yenilgiyi unutup moralini düzeltmek ve de Marmaris Festivali'ne katılmak için Marmaris yollarına düşmüştü sanatçı... Her şey iyi ve güzeldi önceleri... Güzel sanatçı Marmaris gecelerinde yakın arkadaşlarıyla eğleniyordu... Ve sıra geldi Nükhet Duru konserine... Sanatçı sahneye çıktı, beklenilenin aksine Türk Sanat Müziği ağırlıklı bir program yapıp, sırasını savdı. Sonra ne oldu diyeceksiniz?.. Zaten ne olduysa da bu konserden sonra oldu. Bir basın toplantısında Egemen Bostancı'nın: « Ajda Pekkan 'ı 2100 kişi, Emel Sayın'ı 1700 kişi, Nükhet Duru'yu 242 kişi, Nil Burak 'ı 220, Belkıs Akkale ile Arif Sağ 'ı sadece 180 kişi izledi» şeklinde bir ...