Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Muhterem Nur Dayak Yedi

GEÇEN hafta içinde bir dayak olayı, yerli film çevrelerinde derin yankılar uyandırdı. Meseleleri çoğunlukla dört duvar arasında kalan, sette veya prodüktör yazıhanesinde halledilen ve tatlıya bağlanan Türk film piyasasının 3 mensubu, zincirleme bir dayak olayı yüzünden sırasıyle hastanelik, karakolluk ve mahkemelik oldular. «Sabahsız Geceler» filminin çekimi sırasında, vakti olmadığı iddiasiyle rolünü oynamayıp seti terketmek istiyen artist Muhterem Nur , prodüktör İhsan Nuyan tarafından dövüldü. Ertesi gün de Beyoğlunda prodüktöre raslıyan artistin erkek arkadaşı Yılmaz Duru da, Nuyan'ı dövdü. Taraflar birbirlerinden davacı oldular. Şimdi bir kadın artisti bir prodüktörün, o prodüktörü de bir erkek artistin dövmesi ile sonuçlanan olayın kahramanları yüzde yüz haklı oldukları iddiasıyle mahkemenin bu dayak davaları hakkında vereceği kararı bekliyorlar. Muhterem Nur, prodüktör tarafından dövüldükten sonra baygın olarak yatırıldığı yatakta ve olay yerine çağrılan doktor, artisti ...

Corinne Hermes Paraları Götürdü

YILIN son günlerinde İstanbul'da yapılan Türk - Fransız Gecesi'ne katılmak için yurdumuza gelen 1983 Eurovision Şarkı Yarışması birincisi Corinne Hermes , toplam beş şarkı söylediği geceden beş milyon lira aldı. Her ne kadar konuk sanatçı olarak geceye katıldığı belirtilmişse de her şarkısı bir milyona geliyordu Corinne'in. Bu arada yılbaşı gecesi TV’ye çıkarak iki sevilen şarkısını seslendiren genç şarkıcı, büyük beğeniyle karşılanıyordu. Paris'te Chatelet Müzik Akademisinin piyano bölümünden mezun olduğunu belirten Corinne Hermes, bir teklif üzerine Lüksemburg'u temsilen Eurovision Şarkı Yarışması'na katıldığını söylüyor. Eurovision Şarkı Yarışması'nda birinci olan, «Si La Vie Est Cadeau» adlı şarkısıyla ilgili olarak da: «Bu şarkımın tutulup ilgi göreceğini umuyordum. Ama bu kadar çok beğenileceğini tahmin etmemiştim. Anladım ki tüm dünya ülkelerinde romantizm daha ölmemiş... Sevgi çok büyük bir olay... Kentleşen toplumlarda sevgiyi korumak g...

Jaguar Ahu Tuğba

SON günlerin en çok konuşulan konularından biri olan Jaguar olayı şimdi de sanat dünyasına sıçradı... Günlerdir Türk kamuoyunu meşgul eden ve zengin, fakir herkesin konuştuğu bir konu haline gelen Jaguar olayı üzerine magazin dünyasının ünlü isimleri kendilerine Jaguar dedirtmeve başladı. Sanat dünyasında her konuda öncülüğü yapan Ahu Tuğba da altta kalmadı ve kendisinin en güzel Jaguar olduğunu belirterek başka hiçbir Jaguar'ın eline su dökemeyeceğini belirtti. GÜZELLİĞİME GÜVENİRİM Güzelliğine son derece güvendiğini belirten ünlü yıldız bir Jaguar'ın tüm özelliklerine sahip olduğunu belirterek şunları söyledi: «Son günlerde bir Jaguar olayı var, aldı başını gidiyor. Herkes bu konudan söz etmeye başladı. Duydum ki bizim çevreden bazı sanatçılar da kendilerine bu ismi lakap olarak kullanmaya başlamışlar. Benim onlardan neyim eksik? Jaguar denince her şeyden önce gösteriş, güzellik, asalet ve hızlılık akla gelir. Bende bu özelliklerin hepsi var Güzelim, gösterişli...

Banu Alkan'a Kapılar Kapandı

Banu Alkan 'ın itiraflarında yeni bir sayfanın açılışına tanık oluyoruz... Yugoslavya'daki çocukluk yılları, Türkiye'ye göç edişleri, ilkokulda okuduğu sıralardaki anılar ve sekreterlik yaptığı günlerden sonra küçük Alkan'ın bir eve davetli olarak gittiğinden söz etmiştik geçen sayımızda... Banu Alkan, yaşamında büyük rol oynayacak olan bu eve gittiğinde olağanüstü bir ilgi ve sevgiyle karşılanır... Evin sahibesi Gülseren Demirel ve eşi Erdinç Bey, küçük konuklarını yere göğe konduramazlar... Erdinç Demirel davetini «Gel de kızlarımla arkadaş ol» şeklinde yaptığı için o da haliyle salonun bir köşesinde kendisine arkadaşlık yapacak olan kızlorı beklemektedir... Ancak uzun bir süre süren bu beklentisi boşa gider... Neden sonra ortaya iki küçük bebek çıkar... Yaşıtlarını beklerken biri birbuçuk, diğeri üç- buçuk yaşında iki kardeşi karşısında gören Banu Alkan şaşkınlıktan küçük dilini yutacak gibi olur... İçinden «Bunlara mı ben arkadaşlık yapacağım?» diye geçirir... ...

Fenerbahçe, Galatasaray Derbisi

Galatasaray kafilesinin, Adanaspor maçından sonra doğruca Ankara'ya gelerek Bakanlıklar yakınındaki bir otelde üslenişi, çok kimsenin dikkatini çekmişti. Bazı fanatik Şekersporlular «Bizimle yapacakları kupa maçının rövanşından korkuyorlar da ondan burada konakladılar.» diye «hava» atıyorlardı ama daha kuşkulu ve bilgiçler en çetin deplasmanlara bile bir gün önceden giden Sarı-Kırmızılıların Başkent'te «karargâh» kurmalarında başka «bit yenikleri» arıyorlardı. Çünkü böyle düşünenlerin gözünde, tüm yolculuklarda masraftan kaçınan Galatasaray kafilesinde tedbirli olarak Ceza Kurulu'na verilen Tuncay, Ekrem ve B. Mehmet'in de bulundukları hiç kaçmamıştı. MEĞER Kİ NEYMİŞ? Pazartesi günü, Ankara'nın ünlü saunalarından birinin önünde duran otomobilden önce Tuncay, sonra Ekrem ve Enver iniyorlar, büyük bir saygıyla, direksiyon başındaki «Ağabey»lerinin inişini bekliyorlardı. Sonra gurup saunaya giriyor, soyunup dökünüp bir köşeye çekiliyor, bol «fıs-kos»lu bir ko...

Ediz Hun Yeni Filmler Yapacak Mı?

ŞAİR, «Yaş otuz beş, yolun yarısı» demiş. Demiş ama, Ediz Hun için yaş 40 ve yolun henüz başlangıcı... Bir zamanların romantik jönü, genç kızların pembe rüyası Ediz Hun'un yüzünü yıllar fazla değiştirememiş, ancak saçlarındaki beyazlarda 40 yılın izlerini görebilmek mümkün. Ediz Hun için 40 yaş yolun başlangıcı demiştik yazıya girerken. 1975 yılı sonlarında sinemayı bırakan Ediz Hun, yaşamını yeniden düzenlemeye, kendisine yeni bir yol çizmeye karar verdi ve eşi ile kızını da alarak üniversite öğrenimini yapmak üzere Norveç'in Trondheim şehrine gitti. Kuzey Kutup Dairesi'nin biraz güneyinde yer alan bu karlar ve buzlar kentinde, Trondheim Üniversitesi'nde 5 yıl boyunca Biyoloji - Kimya bölümünde öğrenim gördü ve en iyi derece ile mezun oldu. 15 gün önce diploması koltuğunda yurduna dönen Ediz Hun, 40 yaşının baharında, yeni bir yaşamın eşiğinde... Sinema ve öğrencilik yıllarından sonra adım atmak üzere olduğu bu yeni yaşamı Ediz Hun şöyle anlatıyor: «Biyoloji ...

Suna Yıldızoğlu Sözünde Duracak Mı?

GÜNEY İngiltere'nin sahil kenti Bournemouth’dan yedi yıl önce turist olarak Türkiye'ye gelen Suna Yıldızoğlu , o gün bu gündür ülkemizden ayrılamadı.. Bu yedi yıl içinde ise özel yaşamı oldukça fırtınalı geçti... Bakın Türkiye'ye geldikten sonra neler yaptı Suna Yıldızoğlu. 1975 yılında ilk evliliğini bir Türk’le yaptı. Ancak aradığını bulamadı ve aynı yılın şubat ayında ayrıldı. 1978’in Mart’ında sinema sanatçısı Kayhan Yıldızoğlu ile İkinci evliliğini yaptı. Aynı yıl Türk vatandaşı oldu. Bu arada «Şoför Mehmet» adlı filmle sinemaya başladı. Hemen ardından «Bir Yürek Satıldı» ve «Şıpsevdi» adlı TV filmlerinde rol aldı. Bir zamanların İngiliz Sonja'sı artık Suna Yıldızoğlu olmuştu ve herkes onu tanıyordu... Sinemadan film teklifleri yağıyordu. Bugüne kadar da 25 filmde başrol oynadı. Derken, Almanca, İspanyolca ve Fransızca bilen sanatçı, şarkı söylemeye de başladı. Fiziği, sempatik tavırları ve düzgün İngilizcesi ile söylediği şarkılar beğenildi. Yeşil gözlü, s...

Romy Schneider'in Evlat Acısı

HERKESİN yaşamında acı günler olmuştur. Hemen hemen herkesin, içi sızlayarak, yüreği burkularak hatırladığı bir takım olaylar geçmiştir başından. Yazgısını çizmek insanoğlunun elinde değil ki, yalnızca mutlulukla dolu bir yaşam sürsün... Sonra hayat bu, acı günler de olacak, tatlı günler de; önemli olan, güçlüklere göğüs gerip, acılardan yılmayarak yaşamı zehir etmemesi kişinin kendi kendine... Ama kimileri var ki, bir türlü acıdan, mutsuzluktan kurtulamıyor, peş peşe gelen felaketler, yıkımlar yakasını bırakmıyor. Sanki bu dünyaya yalnızca acı çekmeye gelmişcesine gün yüzü göremiyorlar bir türlü. İşte bunlardan biri de Romy Schneider . Yıkımlar, acılar öylesine peş peşe geliyor ki, daha birinin acısı dinmeden yüreğinde, bir başkası başlıyor. Ne evlilikleri, ne de yaşadığı fırtınalı aşklar ona aradığı mutluluğu veremedi. İki evlilik yaptı, ikisi de yürümedi. Harry Meyen ile yaptığı ilk evliliğinde özlemini duyauğu mutluluğu bulamamıştı. Bir evlilik daha yaptı güzel yıldız.. Bu e...

Selma Güneri'nin Tekirdağ Macerası

SELMA GÜNERİ , TRT tarafından, «İlden İle» programının çekimi için Tekirdağ'a davet edilince çok sevinmişti. «Müzikal Kahkaha» adlı oyundaki çalışmaları yüzünden uzun süredir tatil yapamamıştı sanatçı. Tekirdağ'a oğlu Umut’u da yanına alarak gidecek, belki de TV çekimi bahanesi ile bir kaçamak yapıp, ana-oğul denize olan özlemlerini giderebileceklerdi. Çekim günü sabahı Selma Güneri ve oğlu Umut denize girme hayalleri içersinde hazırlanmaya başladılar. Tabii, çantalarına mayolarını koymayı da ihmal etmediler. Sonra doğru Topkapı'daki garajın yolunu tuttular ve Tekirdağ’a giden ilk otobüse bindiler. Saat 13.00’de Tekirdağ'da TRT ekibi ile buluşacaklardı. Yol boyunca Umut, bir an önce denize girebilme isteği ile sabırsızlanıyor, annesine rahat vermiyordu. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Selma Güneri ve oğlu, bir saatlik geçikme ile ancak saat 14.00’de Tekirdağ’da olabildiler. Ama TRT ekibini bulamadılar. Her şeye karşın Selma Güneri paniğe kapılmadı, oğlu i...

Erol Evgin Söyle Canım Diyecek

Hep duyduk, hep gördük... Bugüne kadar basında çıkan röportajlarda bir araya gelen ikili – üçlü sanatçı grupları, dayanışma içine girdiklerini, aralarında güç birliği kurduklarını söyleyip durdular. Oysa, Nükhet Duru ile Erol Evgin , bugüne kadar Türkiye'deki sanat çevrelerinde hiç görülmemiş bir örnek ilişkinin ilk adımını attılar. Nasıl mı? Erol Evgin uzun bir aradan sonra «Erol Evgin ve Renkli Dünyası» adlı bir LP yaptı. «Hisseli Harikalar Kumpanyası» müzikalı ile iki yıla yakın bir süredir sahne çalışmalarına ara vermiş olan sanatçı, bu uzun süre içinde, yalnızca «Söyle Canım» adlı 45'liği ile seslenebildi müzikseverlere... İki yıllık birikim, sonunda «Erol Evgin ve Renkli Dünyası» adlı LP'yi ortaya çıkarmıştı. Sanatçı da bu uzunçalarınınşerefine bir kokteyl düzenleyiverdi. «Hisseli Harikalar Kumpanyası»ndan tanıdığımız ünlü sanatçılar, Adile Naşit, Yılmaz Guruda, Haldun Dormen, Nevra Serezli, Bedia Muvahhit, Metin Serezli ve Halit Kıvanç, bu kokteyle katılarak ...

Bahar Erdeniz'in Vatan Hasreti

Hasretlerin en büyüğü, kuşkusuz vatan hasretidir... Bu konuda söylenen pek çok söz orasında en yaygın olanı şudur; Bülbülü altın kafese koymuşlar da, 'Ah vatanım' demiş... İşte bu söz, bir zamanların Fenerbahçeli ünlü futbolcusu Engin Verel için de geçerli... Sarı - Lacivertli renklere gönül vermiş olan bu futbolcu, 1979 yılında Almanya'daki Hertha Berlin futbol takımından transfer teklifi aldı. Türk futbolunun sesini Avrupa sahalarında duyurmaktı amacı. Ve bu teklifi kabul etti. Hertha Berlin 300 bin mark ödedi. Ancak Engin huzursuzdu. Bir türlü istediği futbolu oynayamıyordu... Bakın Engin o günler için neler söylüyor: «Bir türlü alışamıyordum. Her şey farklıydı. Antrenmanlarından tutun da, yiyecek, içeceklerine kadar. Sonra pek Almanca da bimiyordum. Bunlar olumsuz etki yapıyordu. Tabii en büyük sorunum da hasretti.» Ve bir yıl Hertha Berlin'de kaldı Engin. 1980 yılında Avrupa’nın güçlü ekiplerinden Anderlecht, Engin'e 360 bin marklık bir transfer t...

Bahar Öztan'ın Mutlu Günü

Aylarca süren aşk, mutlu sonla noktalandı ve Bostancı'da «Aldo'nun Yeri» olarak bilinen gece kulübü, Kayserisporlu Kasım Güven ile manken Bahar Öztan 'ın muhteşem düğününe tanık oldu... Bu güzel düğünde kimler yoktu ki... Profesyonel futbolcular, mankenler, ses sanatçıları, komedyenler ve sahneyi dolduran çiçekler, gece kulübünün görünümünü oldukça değiştirmişti. Ancak gecenin en mutlu kişileri şüphesiz dünyaevine girmeye hazırlanan Kasım Güven ile Bahar Öztan'dı. İkisinin de mutlulukları yüzlerinden okunuyordu. Hele hele piste çıkıp da dans etmeye başladıkları sırada ikisi de heyecanını gizleyemiyordu. Birisi yıllarca yeşil sahalarda top koşturmuş, öteki podyumlarda boy göstermişti ama, bu başkaydı... Bu mutluluktan kaynaklanan, coşkulu bir heyecandı... Adnan Şenses , Ahu Tuğba , Enver Demirkan (Virgül), Arzu Okay , çok sayıda manken ve bir o kadar da futbolcunun katıldıkları düğün töreni sırasında bir ara Kasım Güven ile Bahar Öztan'ın yanına giderek k...

Gönül Yazar'ın Acı Tatılı Anıları

Bir İzmir sabahında henüz günün yeni ışıdığı bir saatte Kordonboyu'nda bir kız geziniyordu. 12 yaşında ya vardı ya yoktu... Ürkek ve telaşlı adımlarla kaldırımı baştan aşağı voltalayıp duruyordu. Minicik yüreği bu günün sabahında heyecandan olağanüstü şekilde çarpıyor, çarpıyordu... Delifişek bir görünümü vardı... Cin gibi gözleri, sarı saçları ve kısacık boyu... Yaşıtlarında görülmeyen ölçüde de inatçı bir kişiliğe sahipti... Bir süre sonra yanından geçen bir adama saati sordu... «Yedi» dedi adam... Daha çok erkendi okulun başlaması için... Gidip bir kanepeye oturdu... Deniz üzerindeki martıları, iskeleden kalkan bir vapurun ilk yolcularını seyre daldı... Bir ara elini sol yanağında gezdirdi... İki gün öncesini anımsadı... Üvey babasından yediği tokadın yanağındaki acısı geçmişti ama yüreğindeki iz silinmemişti... Gözleri dolu dolu oldu... Korkusuzca sokaklarda gezinen, sarhoş naralarına muzipçe cevaplar veren o kız birden ağlamaya başlamıştı. Kanepenin ucuna büzülmüş...

Türkan Şoray, Cannes Yolcusu

ADANA’DAN İsveç'e bir yol gidiyor Türkan Şoray için. «Yılanı Öldürseler» filminin çekimi ile Adana’da başlayan bu yol, sürüp gidiyor İsveç'e doğru. Sanatçı için bu yaz durup dinlenmek yok herhalde. Önce Adana’da mayıs - haziran içersinde, 1,5 ay süren çekim çalışmasından sonra, sanatçı bu kez de filmin montajı için İsveç'te bir ay süreyle kalacak... İsveç'te Türkan Soray’la birlikte montajı gerçekleştirecek ünlü bir sanat elçimiz de var. Türkiye’de ve Avrupa'da büyük ün yapmış olan Türk Ressamı Abidin Dino. Abidin Dino’nun resimde olduğu kadar film montajında da usta olduğunu ve yurt dışında pek çok yabancı filmin montajını yaptığını belirten Türkan Şoray, böyle bir çalışmadan çok olumlu sonuçlar alacaklarından emin olduğunu söylüyor. Sanatçı İsveç'te yapacakları çalışmaları şöyle özetliyor: «Abidin Bey, Yaşar Kemal 'in pek çok eserini olduğu gibi, 'Yılanı Öldürseler'i de resimlemişti... Bu nedenle eseri çok yakından tanıyor. Birlikte iyi b...

Farrah Fawcett Yeniden Doğdu

Sinemada ve özellikle televizyonda, pek çok oyuncu, çoğunlukla canlandırdığı tipin kişiliğiyle yer eder seyircinin kafasında. Hele tutulan dizilerde oynayanlar, hemen özdeşleşiverir oynadığı kişiyle seyircinin gözünde... Farrah Fawcett örneğin; onun adını duyan bir kişinin aklına ilk gelen «Charlie'nin Melekleri» dizisi olmuyor mu? Hollywood'un sarışın bombası, bu dizide oynadığı zaman, bir «Farrah Modası» estirmişti her yerde.. Giysileriyle, davranışlarıyla, gülüşleriyle ve hele hele saç biçimiyle. Charlie'nin bu güzel meleğinden etkilenmeyen mi kalmıştı? Artık kuaföre giden kadınlara sorulan «Nasıl olsun?» sorusunun yanıtı «Farrah saçı» oluyordu. Farrah Fawcett her yerde bu tipiyle tanınır olmuştu... Gelgelelim, bu durum kısa bir sure sonra rahatsız edici olmaya başladı onun için. Bir oyuncuydu o. Oyun gücünü, sanatını bir tek tipe hapsetmeyi, tek bir tiple kısıtlamayı hiç istemiyordu. «Bana göre bir oyuncunun gücü, değişik tipleri, değişik karakterleri aynı başar...