Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Rossano Brazzi'yi Tanıyalım

Bugün sinema meraklısı genç kızlaların romantik hayallerini süsleyen yakışıklı bir aktör var: Rossano Brazzi. Dün, sinema meraklısı genç kızların hafızalarından bir türlü söküp atamadıkları yakışıklı, romantik bir aktör vardı: O da Rossano Brazzi idi. 1950 yıllarında yakışıklı İtalyan aktörünün Alimlerini seyredenler, onun cazibesinden kendilerini kolay kolay kurtaramadıklarını ifade ederlerdi. Son yıllarda da sinemaseverlerin Rossano Brazzi hakkında aynı düşünceleri besledikleri muhakkak. Elli dört yaşındaki orta boylu şişmanca aktör her şeye rağmen eski cazibesini devam ettiriyor. Bugün eskisi kadar sık filim çevirmemesine rağmen ünlü aktör eskisi kadar, hatta daha bile fazla ilgi görüyor. Roma’daki yirmi odalı, muhteşem apartmanına gönderilen mektupların ise haddi hesabı yok. İtalyan sinemasının bu romantik jönü özel hayatında hayranlarını şaşırtacak derecede sakin ve ağır başlı bir insan. Otuz yıl önce evlenmiş olduğu eşi Lydia ile ebedi bir balayı havasi içinde yaşamaktan h...

Zeki Müren Baba Acısını Unuttu

Babasının ölümünden sonra Zeki Müren ile Levent'teki evinde uzun uzun konuşmuştuk. O gün çok üzgün görünen ve babasının isminin her geçişinde gözleri yaşaran sanatçı bize aynen şunları söylemişti: «... Ankara ve İzmir konserlerimi iptal ettim. Bir süre sahneye çıkmayacağım. İçimdeki acı hafiflesin, burukluk geçsin, biraz kendime geleyim, babasızlığa alışayım, sahneyi ondan sonra yeniden düşünmeye başlarım.» Fakat hayat bu. Akıp gidiyor. Ölenle ölünmüyor. Acıların, ıstırapların, ölümün nasıl kendisine göre bazı gerçekleri varsa, hayatın da, yaşamanın da bazı gerçekleri var. İşte şahinlerimizin «bir numara» sı, «sanat güneşi» Zeki Müren de bu gerçeklerden kaçamadı ve babasının «40 mevlidi» okunmadan 10 nisan cuma gecesi Ankara'da Köşk Gazinosu’nda sahneye çıktı. Şu bir gerçektir ki, Zeki Müren dinine, geleneklerine, örf ve adetlerine son derece bağlı bir insandır. Elinden geldiği kadar fakirlere, hayır kurumlarına yardım eder, orucunu ihmal etmez, Ramazan'da çalışmaz...

Tanju Gürsu Baba Oldu

YENİ evliler için, evliliklerin ilk yıllarında karşılaştıkları sorunların arasında «isim» meselesi çok büyük bir yer tutar. Doğacak çocuğun adı ne olacaktır? «Kadın»ın da, «erkeğin» de gönlünde genellikle birer isim yatar. Biri, «Erkek olursa şu ismi, kız olursa bu ismi koyalım,» der, diğeri hemen itiraz eder: - «Yine sen bilirsin ama bence erkek olursa şunu koysak, kız olursa bunu, daha iyi olmaz mı?» Sonra araya anne, baba, kayınvalide, kayınpeder, teyze, hala, cümle alem aile büyükleri karışır ve iş kelimenin tüm anlamıyla arap saçına döner.. Tanju Gürsu ile Fen Fakültesi Astronomi bölümü son sınıfından ayrılma eşi Ayla Gürsu bebek beklerken bu karışık meseleyi tereyağdan kıl çeker gibi halletmişler ve isim konusunu aralarında paylaşmışlar: Buna göre kız olursa ismi Tanju koyacakmış, erkek olursa da Ayla Gürsu.. Sonunda beklenen gün gelmiş ve geçen hafta cumartesi günü Naşit Erez Kliniği’nin koridorlarını sigara üstüne sigara içip durmadan arşınlayan Tanju Gürsu’ya koşan he...

Sarı Saçlı Yılmaz Güney

Etiler'de, bahçeli iki ev var. Biri Cevat Mahruki, öteki Mesut Turfanda'nın köşkleri... Önlerinden her sabah geçerim. Geçen gün gene projektörler, elektrik kordonları, travelling arabaları, tahta raylar gibi «filim çekim malzemesi» bu evlerden ikisinin bahçesine yığılmıştı. Şöyle bir göz atıp geçmek üzereydim. Bahçe kapısından açık sarı saçlı, ince, uzun boylu bir adam çıktı. Altın çerçeveli siyah gözlükleriyle tam bir kuzeyli, bir Avrupa'lıydı. - «Yerli filimciler galiba gene bir 'ortak - prodüksiyon' yapıyorlar? Bu aktör de onlardan biri olacak?» diye düşünüp yolumu değiştirdim ve yanına doğru yürüdüm. - «Affedersiniz, bu evde çevrilen filimde mi oynuyorsunuz? diye İngilizce ilk sorumu sordum. Ama adam başladı gülmeye... Kendi kendime: - «Deli mi nedir?» diye söylenmişim. Yabancı aktör birdenbire bana bekti ve garip bir şiveyle. - «Deli değilim! Yılmaz Güney'im!» demesin mi?... Bunca yılımı artistler arasında, yanyana, başbaşa geçirdim. Yılmaz G...

Nilüfer Koçyiğit Hülya Koçyiğit'e "Anne" Diyecek

Rejisör - prodüktör Ülkü Erakalın'ın Beyoğlu 'ndaki Duygu Film yazıhanesinin duvarına Türkan Şoray’ın «ithaflı ve imzalı» bir fotoğrafı asılmıştır. İri gözlerini iyice açan bu fotoğrafın üstüne Türkan Şoray kendi el yazısıyle «Tek rejisörüme...» sözlerini yazarak imzalamıştır. Nasıl imzalamasın ki, şöhretini yapan rejisörlerin bir numaralısı olan Ülkü Erakalın, «Gözleri Ömre Bedel» filmini çevirdikten sonra Türkan'ın süksesi o kadar artmıştı ki, fiyatı 20.000’den 50.000’e, sonra 60.000'e fırlamıştı. Aradan bir yıl geçti. Ülkü Erakalın, Türkan Şoray'm evinde, ona, Aka Gündüz'ün ünlü romanı «Üvey Ana» yı teklif etti ve: - «Her halde fiyat bakımından bana, fark yaparsın!» dedi. Fakat Türkan Şoray, fiyatının 20.000'den üç misline çıkmasını sağlayan «sevgili rejisörüne»: - «Asla!» dedi. «On para inmem. Benim fiyatım 60.000’dir. Dosta da 60.000, düşmana da 60.000. Sana bile...» O günden sonra Ülkü Erakalın ile Türkan Şoray darıldı ve yerli sinemada...

Banu Alkan, Gürbüz'e Teslim Oldu

SİNEMAYA tutkun ve Yeşilçam özlemiyle yanıp tutuşan bir genç kızdır Banu Alkan... Geçen sayımızda da sözünü ettiğimiz gibi bu uğurda öğrenimini dahi yarıda bırakır. Ünlü yıldızların bir bir kapılarını çalıp film çevirme konusunda kendilerinden yardım ister. Ancak her başvurusu olumsuz sonuçlanır. Belki düş kırıklığına uğrar, belki beklentisi doğrultusunda bir ilgi görmez ama yine de tuttuğu işi koparmanın verdiği kararlılık ve ihtirasla hedefinden kesinlikle uzaklaşmaz... Arkadaşları ve ailesi sinema sevdasından vazgeçirmek isterIer. Kimileri sinemayı kötüler, kimileri Yeşilçam'da dönen ayak oyunlarından ve kulislerden söz eder Ama bunların hiçbirinin yararı yoktur. Tüm bu uyarılar vız gelir Banu Alkan'a... «Göreceksniz günün birinde büyük bir yıldız olacağım ve hepinizi mahçup edeceğim» diyerek çevresine kesin tavrını koyar. ... Ve birden aklına Nişantaşı'ndaki LCC Dersanesi gelir... İşe mankenlikle başlayabileceğini düşünür. Gidip LCC Dersanesi'ne kaydını yaptı...

Selda Alkor Darülaceze için Film Çekiyor

Tophane'deki «Harp Malulü Gaziler Yurdu» nun önünden geçiyorduk. Filimcilerin projektörleri, kameraları, trawelling raylarını görünce hemen durduk. Muhakkak bir yerli filim çevriliyordur, diye düşünmüştük. Kapıdan içeri girince Selda Alkor'u, geçen asrın kıyafeti içinde karşımızda görmeyelim mi? - «Darüiaceze'yi kuran, Sadrazam Halil Rifat Paşa'nın zevcesi rolündeyim!» dedi. Karşısında Osmanlı Paşası üniforması içinde Orhon Arıburnu vardı. Filmin hem aktörü hem de rejisörüymüş. «İçimizdeki Işık» adlı filim yakında açılacak «Darülacezece Yardım» kampanyası için hazırlanıyormuş. Bu filim, bütün Türkiye sinemalarında gösterilecek, böylece hayırsever yurttaşların yardımları temin edilecekmiş. Filmin masraflarını Atlas Film yapıyor. Darülaceze Müdürü Hilmi Şener de filmin yapımıyle meşgul oluyor. İkinci Abdüihamit, dilencilerin, çocukların ve kimsesiz ihtiyarların sokakta kalmaması için 1890'da Halil Rifat Paşa'yı vazifelendirmiş. Ayrıca 17.000 altın da verm...

Sevda Ferdağ'ın Gerçekleşmeyen Nikahı

BU hafta sonunda Sevda Ferdağ cephesinde olaylar yıldırım hızıyla gelişti, haberler birbirini kovaladı, söylentiler alıp yürüdü gerçekle yalan seçilmez oldu ve belki de Sevda Ferdağ hayatının en hızlı 72 saatini bu süre içinde yaşadı. Tamer Yiğit'ten ayrıldıktan sonra bir zamanların ünlü kalecisi Şükrü Ersoy'la evlenme hazırlığına girişti, her şey — nikah tarihi saatine varıncayadek — belli oldu ve tam nikah günü Sevda nikah masasına oturmaktan vaz geçti, o caydıktan biraz sonra annesi Ayşin hanım onu evlatlıktan reddetti. Sevda da evini terkedip Çınar Oteli'ne taşındı. Bunların hepsi, ama hepsi topu topu bir 72 saatin içine sıkışınca olanlar biz gazetecilere oldu. Bu hızlı trafik içinde Sevda Ferdağ’la karşı karşıya gelebilmek için akla gelecek, gelmiyecek her yola başvurduk, bütün köprü başlarını, nirengi noktalarını tuttuk ve sonunda geçen hafta çarşamba gününden itibaren takip ettiğimiz bu olayın başrolünü oynayan Sevda Ferdağ’la, Divan Oteli’nde, Kuaför Demir’in s...

Murat Soydan Kazalar Zinciri Geçirdi

Güzelbahçe Kliniğinde bir odada, yatağına uzanmış yatan genç adam «Şeyh Şamil» filminin jönprömiyesi Murat Soydan'dı. - «Attan, düşmanların üzerine atlarken yere düştüm. Sağ köprücük kemiğim kırıldı. İlkyardım Hastanesine, sonra buraya getirdiler. İki buçuk saat süren ameliyatımı Adnan Salepçioğlu ile Kemal Atay yaptı. Bir, hatta iki ay çalışmarna imkan yok...» Murat Soydan «Şeyh Şamil» i Kilyos yolu üzerindeki «Gümüşdere» köyünde Saner Film hesabına, rejisör Natuk Baytan yönetiminde çeviriyordu. Şeyh Şamil'i Erol Taş, oğlu Cemalettin rolünü Murat Soydan yapıyordu. Prodüktör Hulki Saner, Murat Soydan'a kibar yakışıklı ve intizamlı çalışmasından dolayı büyük ümitler bağlamış, onunia üç filimlik anlaşma yapmıştı. Hulki Saner, Murat Soydan için: - «Gelecek günlerin Ayhan Işık'ı olacak!» diyordu. Murat Soydan (Cemalettin Çarlık Rusyası'ndc subaydı. Çar, Şeyh Şamil'in kendisine isyan etmemesi için oğlunu koz olarak kullanıyordu. Şeyh Şamil, oğlunun kaçma...

Ömür Göksel'in Gönlünde Yatan Aslan

- «NEREDEN aklıma geldi de, şu otomobil galerisinin üzerindeki evi tuttum. Öyle pişmanım ki, sormayın. Eskiden merakım plaklardı. Plakçıda iyi bir plak gözüme ilişti mi, dükkandan içeri dalar, cebimdeki bütün serveti yatırıp çıkardım. Şüphesiz, plak tutkum hala devam ediyor, ama bunun yanısıra kanıma bir tutkunun virüsü daha girdi. Otomobil sevdasına tutuldum. Bu öyle bir sevda ki düşman başına!. Mübarek sevda değil, karasevda, püsküllü bela!. Hele bundan iki ay ör.ce galeriye bir otomobil geldi ki. görmelere seza! Ateş kırmızısı... Sabah evden çıkınca on beş dakika galeriye uğramaktan; melul, mahzun o afeti seyretmekten kendimi alamıyorum!...» - «Meraklandınız galiba.. Haklısınız.. Gelin, isterseniz bizim afeti tanıtayım size!.» Ömür önde, biz arkada ağır ağır merdivenleri iniyoruz. Kapıdan çıkıyoruz, sağa kıvrılıyoruz ve çeşit çeşit, renk renk arabaların sergilendiği galeriden içeriye giriyoruz. Herkesle samimî ömür Göksel. «Merhaba çocuklar,» diyor. «Bizim...

Ekrem Bora Dedikodulara Cevap Verdi

Bir zamanların «uçarı çapkını» Ekrem Bora'nın, Suadiye'deki yazlık evindeyiz. Burada, eşi ve iki çocuğu ile her türlü dedikodudan uzak, mutlu bir aile hayatı yaşıyor. Yemek odasında, kahvaltı masası daha kaldırılmamış. Bizi, yüzü sabunlu sabunlu içeriye buyur eden Ekrem Bora traş oluyor. Geçen hafta onunla ilgili bir haber, Yeşilçam'da bomba gibi patlamıştı: - «Ekrem Bora, sinemayı bırakıyormuş...» Aslında bu habere inanmak gerçekten güçtü. 1953 yılında filim piyasasına giren Bora, sinemadaki şahsiyetini, yeni sayılabilecek bir geçmişte bulmuştu. Aşırı çapkınlığı, onun düzenli bir hayat sürmesine mani oluyor, bu da mesleğine tesir ediyordu. Ayrıca, şansının da kendisine yardımcı olduğu pek söylenemezdi. Meslek hayatının 12 nci yılında çevirdiği bir filimle, şansı birden döndü. «Sürtük» teki oyunuyle 3. Antalya Filim Festivali'nde «Altın Portakal» armağanını kazanması, ona yeni bir «hırs» vermişti. O günlerde: - «Şimdiye kadar sinemayı pek önemsemiyordum. ...

Münir Özkul Alkolü Yendi

Beyoğlu'nda, Işık Toraman’ın yazıhanesinde ve onun odasındayız. Münir Özkul kelimenin tam anlamıyla iki arada, bir derede kalmış. Birazdan içeri gidip prodüktör Enver Özer’le iki filimlik mukavele imzalayacak, oradan Arzu Film’e gidip bir başka mukaveleye imzasını basacak, kendisini orada bekleyen, resmen ayrıldığı fakat beraber oturdukları Suna Selen'i alıp doğru filim setine koşacak. Zamanımız sınırlı mı sınırlı, soracaklarımız çek mu çok... İşe klasik sorudan başlıyoruz. Münir Özkul 1925 yılında İstanbul'da doğmuş, İstanbul Erkek Lisesi'ni bitirmiş. Edebiyat Fakültesi’nde üçüncü sınıfa kadar okumuş. Hayriye (1951), Sait Ferdi (1955), Güner (1966) adlı üç çocuğu var. İlk evliliğini 1949'da yapmış. 1960'ta boşanıp, tiyatro sanatçısı Suna Selen'le evlenmiş. Geçtiğimiz haftalarda bir gizli celsede boşanmışlar. Ama hala beraber oturuyorlar. Aslında Münir Özkul’Ia sinema ve alkolden konuşacağız, ama arada bir de tiyatro var. Münir Özkul 15 yaşında Bakırk...

Fatma Karanfil Ali Kocatepe ile Birlikte mi?

Son aylarda Fatma Karanfil'in adı hep Ali Kocatepe ile birlikte söylendi. Flört ediyorlar dendi, birbirlerini seviyorlar dendi, elele - yanyana poz poz resimleri yayınlandı ve sonunda Ali Kocatepe ile Fatma Karanfilin nişanlandığı yazıldı. Ve aradan bir buçuk ay geçtikten sonra Fatma Karanfil bu konuda bizlere şunu söyledi: - «Bir Ali Kocatepe'dir gidiyor Yeşilçam'da, kimse işin aslını, astarını bilmeden bu konuda fikir ileri sürüyor. Ali benim çok iyi arkadaşım. İstanbul'a geldiği zamanlar beni arıyor, beraber geziyoruz ama bu yanlış anlaşıldı.» Fatma Karanfilin söylediği diğer sözlerden bu «yanlış anlaşılmanın» pek öyle olmadığı anlaşılıyor. Çünkü Ali Kocatepe'nin annesiyle babası gelmiş ve. «Allah’ın emri, Peygamberin kavliyle Fatma'yı Ali'ye istemişlerdir». Fatma'nın babası Haşan Karanfil, «Söz vermiyorum. Bu konuda kararı Fatma versin,» demiştir ve 1,5 ay sonra Fatma kesin kararını vermiştir. - «Çıldıracağım. Bazıları telefon ediyor, ...

Nesrin Sipahi'nin Rusya Turnesi

1969 - 1970 yıllarında Türk müzisyenlerinin şansı demirperde’den açıldı. Önce Durul Gence parlak bir Bulgaristan turnesi yaptı. Esin Afşar, önce Bulgaristan'da turneye çıktı, sonra yine Bulgaristan’da yapılan Altın Örfe Müzik Festivali’nde üçüncü oldu. Ve nihayet geçtiğimiz haftalarda Nesrin Sipahi ve Orkestrası, demirperde gerisinin merkezi Moskova'ya giderek Napolyon'un yapamadığını yaptı, Sibiryası’yla, Türkistan’ıyla, Moskova’sıyla 22 milyon mertekarelik Rusya’yı fethediverdi!.. Nesrin Sipahi'yi Rusya dönüşü ziyarete gittik. Karşımızda her zamankinden daha canlı, daha hareketli bir Nesrin Sipahi vardı. «Turne size yaramış,» demeye kalmadı, Nesrin Sipahi anlatmaya başladı: - «Ben daima söylemişimdir. İnsan düşünecek kadar vakti olmadığı zaman mesut olabilir. Turne boyunca hergün çift seans olmak üzere ikibuçuk saat süren iki solo konser verdik. Fakat memleketimizi temsil etmek, kazandığım parlak başarıların benim adıma değil de Türkiye adına sayılması, bende...

Kardeşler Topluluğu Jackson 5

Yirminci yüzyılın ilk yarısında Amerika’yı haraca kesen, romanlara konu olan Dalton Kardeşler’den sonra bu günlerde yeni bir kardeşler topluluğu daha Amerika'yı kasıp kavuruyor: Jackson 5. Bundan birkaç hafta önce «I Want You Back» adlı şarkılarıyla Türkiye plak listelerinde ön sıralara yükselen, içinde bulunduğumuz günlerde «ABC» adlı şarkılarıyla bir numaraya doğru ilerleyen «Jackson 5» topluluğunu müzik dünyasına tanıtan Supremes topluluğunun eski solisti Diana Ross'dur. Jackson kardeşler müzisyen bir ailenin çocuklarıdır. Babaları Amerika'nın ünlü topluluklarından «Falcos»ta gitar çalıyor. Anneleri ise Indiana Senfoni Orkestrası’nda klarnet üyesi.. Jackson 5’in solisti Michael, Jackson' ların en küçüğü. Henüz on yaşında. Fakat yaşından büyük işler başarıyor. Topluluğun lideri olduğu gibi bütün şarkıları da o söylüyor. Jackson 5'in diğer elemanları 12 yaşındaki Marlon, 14 yaşındaki Jermaine, 15 yaşındaki Toriano ve 18 yaşındaki Sigman. Jackson’lar şimd...

Kuzey Vargın Baba Olacak

Biz insanlar yazın sıcaktan, kışın soğuktan yakınıp dururuz. Ama her şeye rağmen yaz tatlı mecsimdir. O sabah yazın güzelliklerini, cazip taraflarını düşüne Kuzey Vargın'ın Ataköy'de ki kampinglerden birinde kiralamış olduğu çadıra vardık. Kuzey'le daha önceki karşılaşmamızda, bu yıl yaptığı filimlerden, evliliğin kendine uğur ve huzur getirdiğinden söz açıp neticede evinden, eşinden çok memnun olduğunu anlatmış, sonra: - «Yakında baba olacağım» derken gözlerinin içi parlamıştı. Sözlerini: - «Şimdi Ataköy'de kamptayız. Bir pazar gelirseniz Ayla ve ben çok memnun oluruz,» diye bitirmişti. Biz de Kuzey’in bu sözünü hatırlayıp yola koyulduk. Kampı ve çadırı bulmak güç olmadı. Fakat çadırın içi ve etrafı boştu. Vargın'lardan görünürlerde kimse yoktu. Acaba neredeler? diye düşünürken, komşu çadırın arka tarafından Kuzey’in sesini duyduk. O tarafa doğru yöneldik. Yanında eşi Ayla da vardı. Kuzey Vargın bizi görür görmez: - «Aman bu ne sürpriz. Buyurun, çadı...

Vamp Kadın Devlet Devrim

Devlet Devrim Türk sinemasının «Karabatak» kızlarından biridir. Aynı günlerde çevrilen birçok filimde peş peşe roller alır; nefes alacak vakti olmaz; sonra bir bakarsınız ortadan kaybolu vermiş. Neden sonra, bir gazete veya dergide onun «Mısır'lı» babasından kalan «milyonlarla» ilgili bir demecini, bulursunuz. Aradan bir iki gün geçmeden Devlet Devrim, yine filim setlerine dönmüş «tutturabildiğine» rol aramaktadır. Bugünlerde yine setten sete, filimden filime koşup duruyor: - «Keramet bende değil, elbiselerimde!» diyor, «Soyunur musun? dediler. Aynada kendimi seyrettim, baktım fena değilim: «Soyunurum» dedim. Üstümdekileri attıkça filim teklifleri de çoğaldı.» Sinemamızın «Kara boncuk» u hem anlatıyor, hem de (alışkanlıktan olacak) üstündekileri çıkarıyor. Nihayet, içine giydiği bikini mayosuyla kalınca: - «Siz de bakın, sinemada soyunan kadınlardan hangisinin vücudu benimkinden daha güzel? Kendine güvenen varsa buyursun. Hodri meydan!...» diye meydan okuyuverdi... Dev...